• YASAL UYARILAR
  • +90 532 651 42 63
20 Haz

Enerjinizi Doğru Kullanın Hayattan Zevk Alın

(7 Makale Seninle Dergisi)

Enerji Yönetim ( Kronik yorgunluklar)

“20. Yüzyıl Hastalığı” olarak da bilinen, “Kronik Yorgunluk Sendromu” veya “Canlı Cenaze Sendromu” terimi günümüzde hastalık olarak kabul gördü. Birçok sebepten kaynaklanan sürekli yorgunluk hali gezegenin sorunu olmaya davam etmektedir.

The Independent Gazetesi’nin belirttiğine göre İngiltere’de yaklaşık 150 bin kişi bu hastalıkla savaşıyor. Yani yapılan araştırmalara göre yaklaşık olarak İngiltere’nin yüzde 38’i “her zaman yorgun”. Yeni yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de her 100 kişiden yaklaşık 55’i çok yorgun. Biliyorum içiniz karardı, ama sadece bu nedenle bile okumaya devam etseniz iyi olacak.
Araştırmacılar, bugün toplumunda eskiye oranla daha çok rol üstlenmenin bu durumun sebebini oluşturduğu sonucuna varmışlar. Bakacak olursak, kadınlar bir yandan çalışıp, bir yandan da çocuklara bakma sorumluluğunun neredeyse tümünü üzerlerinde hissedip kendilerini parçalıyorlar. Akşamları da ev işleriyle ilgilenmek ve buna her şeyin en iyisini yapmak zorunda olduklarının baskısını da eklersek, kronik yorgunluk hastalığı sürpriz olmaktan çıkıyor. Kadınlarda ve sosyo-ekonomik düzeyi yüksek olan kişilerde daha sık görülüyor.
Kronik yorgunluğun en ayırt edici belirtisi yatak istirahatıyla geçmemesidir. Sebebi keşfedilemez, ani ve sinsi başlar. Tekrarlayıcıdır. Vücut, akıl ve ruhun tamamı etkilenir. Mutsuzluk, isteksizlik, bitkinlik, tükenmişlik, halsizlik, yorgunluk, ağrılar, uyku isteği belirtilerin başında gelir.

Fiziksel olarak; kontrol kaybı,  hastalıklara daha hassas olma, net görememe, beneklerin uçuşması, baş-bel- boğaz-diş –kas- eklem ağrıları, mide ve bağırsak sisteminde problemler, bulantı,  denge kaybı, hazım sorunları, cinsellikte yaşanan problemler,  ateş veya üşüme, geçmeyen gribal belirtiler.

Duygusal olarak; azalmış özsaygı, hayal kırıklığı, desteksiz ve güvensiz hissetme, ümitsizlik, unutkanlık, evde-işte gerilim ve tartışma artışı, kızgınlık, sabırsızlık, huzursuzluk, nezaket, saygı ve arkadaşlık gibi pozitif duygularda azalma.

Zihinsel olarak; doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı negatif tutumlar, işi bırakma, hafıza ve konsantrasyonda problemler, işi savsaklama.

Bu durum bireysel beceride azalmaya neden oluyor; bireysel ya da kurumsal düzeyde,  amaçları, istekleri ve beklentileri etkileyen psikolojik sorunlar, baskı, huzursuzluk ve işlev bozukluğuna kadar gidip, sonuç da bireyleri işlerinden ve ailelerinden edebiliyor.

Bu sorundan kurtulmak için öncelikle kendimizi, doğayı ve hayatı sevmek ve bunun gelip geçici olduğuna inanmak gerekir. Sizi temin ederim, biraz daha dikkat gösterirsek sonsuza kadar böyle sürmeyecek.

Farkındalıkla yeni seçenekler üretebilmek odaklanmak her işin başı gibi geliyor. Şimdiye kadar yaptıklarımız istediğimiz sonuçları verdiyse sorun yok, istemediklerimiz varsa gelin seçeneklerimize bakalım.

Hedeflerinizi yeniden düzenleyin

Aydan gelen astronotlar, depresyona girdiler. Hedefsizlik depresyonun birinci sebebidir. Biz yaşam koçları danışanlarımızla ilk önce hedef konusunda çalışırız. Böylece sadece yorgunluk değil, birçok rahatsızlık bu yolculukta sona erer. Aşağıdaki birçok başlık sizin hedefiniz olabilir belki.

Motivasyon kazanmak, karakterinizle yaptığınız işin uyuşmasını sağlamak, hoşunuza giden konulara zaman ayırmak, ortamınızı yeniden düzenlemek, zaman yeniden düzenlemek, ilişkilerinizi yeniden düzenlemek, bedeninizi yeniden düzenlemek, beslenmenizi yeniden düzenlemek, tutumlarınızı yeniden düzenlemek…

Ortamınızı yeniden düzenleyin. İşte ve evde hayatı kolaylaştıracak yenilikler yapabiliriz. Kâğıt, eşya ve giyim düzeninin önemine özen göstermek, sadeleştirmek işe yaramayanları dönüştürmek, vermek veya atmak sizi tazeleyecektir

Zamanı yeniden düzenleyin, dinlenme zamanlarımızı arttırır, gereken işe veya yakınlara ayırabileceğiniz zamanı kaliteli kılmanızı sağlar. En önemlisi kendinize ayırabileceğiniz zamanı size kazandırırken, enerjinizi en çok sömüren suçluluk hissinden kurtarır.

Gün içerisinde kitap, gazete ve dergi okuma gibi, iş harici aktiviteler için zaman ayırın. Yaşamınızı renklendirecek uğraşlar bulun. Uyku ritmine dikkat edin.

Havadaki elektrik yükü, iyonlar aracılığıyla taşınır. Pozitif ve negatif değerde iki tür iyondan pozitif olanlar arttıkça vücuda zindelik getirir. Havadaki elektrik yükü otomobillerin havayı kirletmesi, sanayi atıkları, trafik karmaşası nedeniyle şehirlerde daha fazladır. Bu yüzden günlük, haftalık temiz hava ihtiyacımızı karşılayacak programlar yapılabilir. Trafik saatlerine dikkat ederek yola çıkmak gibi. Her zaman çıkışınızdan 15 dk. kaydırsanız bile bu daha az egzoz demektir.

İlişkilerinizi yeniden düzenleyin İş ve özel hayatımızda yeni strateji, takım çalışması yapmak olabilir. Zor işleri eşit olarak dağıtarak yükün aynı kişiler üzerinde birikmesini engelleyin ve zor işlerin dönüşümlü olarak yapılmasını sağlayan bir düzen planlamak herkes için iyi olacaktır.

Bedeninizi yeniden düzenleyin Kas gevşetici egzersizler, meditasyon yapmak, nefes egzersizleri,  bedeni sıfırlayan ve enerjinizi tazeleyen en etkin yöntemlerdendir. Her sabah 10–15 dakika aç karnına egzersiz yapmak, düzenli olduğu için işe yarar. Her gün en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri temiz havada yapmaya özen gösterin.

Bel kemiğinden dik oturmak ve gülümsemek bağışıklık sistemini sil baştan organize ettiğinden kendinizi omuzları düşmüş ve çatık kaşlı yakaladığınızda düzeltirseniz enerjinizi de düzeltirsiniz.

Beslenmenizi yeniden düzenleyin Bol vitaminli ve mineralli besinleri sofranızdan eksik etmeyin. Özellikle B ve C vitaminleri ile potasyum. Vitamini alma saatleri ve miktarı önemlidir, bedeninize uygun olmazsa yorgunluk verir.

Bol sıvı alın. En az günde 1,5 litre su için. Suyun içinde de enerji sağlayan iyonlar vardır.
Asitli içecekler ve alkol tüm enerji dengenizi bozacak niteliğe sahiptir.

Kırmızı et ve şuruplu, şerbetli tatlılar sindirim için bedeninizdeki tüm enerjiyi elektrik süpürgesi gibi çeker. Meyve ve sebze ise daha çok su barındırdığından ve doğal glikoz bulundurduğundan sizin ve çocuklarınızın en iyi dostudur.

Tutumlarınızı yeniden düzenleyin Gereğinde hayır demeyi bilmek, gerektiğinde her şeye ara verebilmek, gerçekçi hedefler koymak, sağlıklı yaşam planı yapmak, sosyal hayatı canlı tutulmak için eyleme geçmek bile enerjinizi dengelemeyi sağlayacaktır.
Esnek olmamak, olayları büyütmek, başkasından çok şey beklemek yerine kendimizi geliştirmek, kendinize değer vermek,  aile ortamında,  işte destekleyici bir tavır sergilemek, herkesin kendi dünyasının olduğunu hatırlanmak ve herkese eşit davranmak için niyetlenmek bile, süreci başlatacağından geri bildirimleriniz de sizi daha iyi hissettirecektir.. Bir müddet değişiklik göstermeyebilirler ama sabırla onlara ayna olduğumuz sürece fark edecekler, ancak o zaman onlar da tutumlarını değiştireceklerdir.

“İş ve özel hayatım oldukça stresli. İşime her gün sıkıntıyla ve korkular içinde gidiyor ve akşam eve gelince de koltuğa bitkin, yorgun ve tükenmiş bir halde yığılıyorum. Bütün vücudum ağrılar içindeydi, derken baş ağrıları geldi ve son olarak da korkunç grip nöbetlerine tutulmaya başladım. Artık hayatımda hiçbir şey eskisi gibi değil. Ne öneririsiniz?” S.T.

Sevgili S.T. Öncelikle eski hayatınızı elden geçirmenizi önermek isterim. Eskiden yapıp da şimdi yapmadığınız ne olabilir? Korkularımız geçmişten taşıdıklarımızdır. Endişeler ise gelecekle ilgili. İşe korku ile gitmek kaybetme düşüncesinden kaynaklanıyorsa, yeterince iyi olmadığınız hissi mi var derim. Dönüşte tükenmişlik varsa eğer, yaptığınız işi ve/veya çalışma arkadaşlarınızı pek de sevmediğinizi mi düşünmeliyiz? Eğer problem evde de devam ediyorsa kendinizi suçlu ya da değersiz hissettirecek şeyleri bulup yok etmeyi deneyebilirsiniz. Hala devam ediyorsa profesyonel yardım öneririm.

“Erkenden yatıyorum ama sabahları yine çok yorgun olarak uyanıyorum ve bu çok sinir bozucu. Enerjim bitmiş ve yıpranmış görünüyorum. Doktoruma bunu anlattığımda depresyona girdiğimi söyledi. Gözyaşlarıma hâkim olamıyorum. Çünkü her şeyin daha kötüye gideceğini düşünüyor ve korkuyordum…” Ö.A.

Sevgili Ö.A., depresyona girmek çokta kötü bir şey değil. Evet, biraz süründürür. Fark edip seçeneklerinizi değiştirirseniz yenilenmek için iyi bile sayılır. Tüm bu belirtiler bedenimizin bize mesajıdır.“ Vitesi değiştir, zorlanıyorum ”demesidir. O halde davranış değişikliğine gidersek istediğimiz sonuçlara kavuşuruz. Bedenimize özen gösterirsek içerden ve dışardan, bundan kastım düşüncelerinize, davranışlarınıza beslenmenize özendir, her şey çok kısa bir sürede yoluna girer. Dinlenmek için uzun süre yatakta kalmak değil, kaliteli uyumak için bedene önce temiz hava girmelidir. Hiç olmazsa hafta sonları şehir uyurken dışarı çıkın sonra hala ihtiyaç var ise yatıp uyuyun. Dinlendiğinizi fark edeceksiniz.

 

“Saadet Hanımcım, benim kendime ayıracak ne zamanım var, ne enerjim, ne halim. Dönüp dolaşıyorum ama hep aynı. Öfkeliyim, bağırıp çağırmak hatta küfretmek istiyorum. H.Ü

Sevgili H.Ü., İyi haber öfkelendiğimizde yada sıkı küfürler ettiğimizde avazımız çıktığı kadar bağırdığımızda sonuç değişiyorsa hep beraber yapalım.Yapılan araştırmalara göre Türkiye nin yarısından fazlasının sokaklarda bağırması lazım. Sizi neredeyse bu kadar kişi anlıyor, yalnız değilsiniz. Kötü haber ise tüm bu tepkiler sonucu değiştirmiyor ve kronikleşmeye sebep oluyor. Kısır bir döngüye sokuyor her şeyi. Doğru soru şu: “Nasıl bu sonucu değiştirebilirim” farklı bir şeyler yaparsak farklı sonuçlarla karşılaşacağız.

“Saadet Hanım, ben bir yöneticiyim ve evimle çocuğumla uğraşırken eşim bana hiç yardım etmiyor. Her yükü omzuma almış gibi yorgunum ve de artık ağrı çekiyorum. Öfkemin ne zaman nerede patlayacağını artık ben bile bilmiyorum. Patlamadığım zamanlarda dişlerimi sıktığımı fark ettim Hayatımın kalitesi düştü.” D. N.

Zaman yönetimi ve takımdaşlık hayatınıza eskisinden daha iyi bir kalite getirebilir D.N. Hem işinizde, hem de evde her işe atlarsanız, herkes mutlu, siz mutsuz olabilirsiniz.  Sorumluluk vermek bazen zor görünse de, eğer alışırsanız siz bile vazgeçemeyeceksiniz Sevgili D.N. o zaman etrafınızdakilere şöyle bir mesaj da vermiş olursunuz “ Sana güveniyorum ve başarabileceğini biliyorum” Fark edeceksiniz ki etrafınızdakilerin de aslında işbirliğine ihtiyaçları var. Ve size çözüm ortağı olduklarında, onları motive ederseniz işbirliğiniz sandığınızda da uzun sürebilir. Bu arada her beyin ayrı bir motivasyon şekline sahiptir hatırlatmak isterim.

 

Share this
20 Haz

Kadın Olmak Zor Zanaat

(7 Makale Seninle Dergisi)

Tarihi incelediğimizde, kadınlar barışsever, uyumlu, ılımlı,  fedakâr ve anaç yönüyle yaratıcılığın ve düzenin takipçisi konumundalar.

Toplumların yükselme ve gelişmesinde önemli roller üstlenmiş olan kadınlar,  anne ve eş olmak özelliğini doğru kullanarak, dengeli bir şekilde yaratıcı ve geliştirici özelliğini gerektiği gibi üstlenebileceğinin farkına varmalıdır.

Aileler toplumların en küçük fakat en temel birimidir. Bu temel birimde, erkekler dâhil gelecek kuşaklar yetiştirilir. İşte bu bağlamda kadın evinde, işinde; aklını, incelik, adalet zarafet, eğitimci ve yaratıcı özelliğini etkili kullandığında evrensel bir görev üstlenmiş olur. Kadın eşine ve çocuğuna karşı birçok görevini gerçekleştirirken, çeşitli sebeplerden kendi kıymetini, değerini unutur ve kaçırır.

Sorumluluklara birde sorunlar eklenince ortaya kimlik bunalımı yani rol karmaşası çıkar.

Netice olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Günümüz kadını bağımsızlığını büyük ölçüde kazanmasına rağmen (daha fazla konfor, para, moda, şöhret vb. ) modern bağımlılıkların yanında bireysel bağımlılıklardan da kendini kurtaramamıştır. Bu süreçte kitle-iletişim araçlarının; dolayısıyla reklâmların çok önemli etkileri olmuştur.

Evinin dışında çalışan kadınlar, sorumlulukları nedeni ile aşrı stres,  korku ve endişe etkisiyle bedensel yapıda güç ve direnç kaybı; sosyal ilişkilerde gerileme ve kopma yaşarken, aile-içi ilişkilerde ise eşine ve çocuğuna yeterince vakit ayıramama, ilgi ve sevgi kaybı, uyumsuzluk, tahammülsüzlük ve ferdîleşme tehlikesi ile karşılaşıyor.

Çalışamayan kadınlar ise, evde kalmakla prestij ve haysiyet açısından eşinden daha aşağı olduğu şeklindeki davranış ve görüşlere dolaylı yollardan göğüs germek zorunda kalıyor. Gelişimini ve yaşamını bağımlı olarak devam ettiriyor.

Kadın objesi üzerinde bir de cinselliği istismar noktası var ki,  kitle-iletişim araçlarında, ekonomik pazarda; modern sanat ve edebiyatta… Kısaca bunu hemen her alanda görmek mümkün.

Bu noktada, kadının kendisini fark etmesi, kendine değer vermesi, doğru ifade etmesi ve potansiyel güçlerini geliştirebilmesi hayati bir önem taşıyor.

Özüne yeniden dönmesi; var oluşunun anlamını, amaç ve hedeflerini yeniden fakat sağlam şekilde ele alması, öz saygısını güçlendiriyor.

Kadını kendisi ve çevresi ile ilgili kişisel rollerini onuruna yakışır tarzda, gerektiğinde fedakârlıktan kaçınmadan yeniden belirlediğinde, tutum ve davranışlarının hayatına neler getirip – götürdüğü noktasında kendi iç huzuru ile aile huzurunun dengesini dikkatli bir şekilde sağlamalıdır.

Düş-kırıklığına uğramadan, tüm gücüyle olgun ve saygın işbirlikçi bir mücadelenin planını yapabilmelidir.

 

“The Luck Clup” adındaki filmi her konuğuma öneriyorum. Kadının değerini nasıl bulacağını anlatan bu güzel film, kadın dayanışması ana teması ile işlenmiş. Gerçekten zenginleştirici bir özellik taşımakta.

Kadın toprak ana gibidir. Bire on veren bünyesini her zaman verimli kılabilir. Tüm çevre koşullarına rağmen evrenle işbirliği içinde kalarak dönüştürme gücüne sahiptir. Tohum küçük ve çirkin görülebilir, ancak toprak onu muhteşem bir çiçeğe dönüştürür. Öfkeler, kırgınlıklar, acılar, haksızlıklar nasıl görünürse görünsün, kadın dönüştürme gücünü kullanabilir.

Biz Yaşam Koçları, her insanının kendi potansiyeli içinde, farkına bile varmadığı bu büyüleyici gücü bulmaları için yol arkadaşlığı yaparken, hep aynı mucizeyi deneyimleriz.

Her günün sizin için olduğunu hatırlayarak işe başlayabilirsiniz. EGE Kişisel Gelişim Merkezi tüm yaşamınızda bolluk, zarafet ve kolaylıklar diler.

 

Share this
20 Haz

İyileşmenin Simyasında Kelimelerin Gücü

Gerçek çok yönlüdür. Bedeni, düşünceleri, duyguyu bir bütün olarak algılamak dönüşümü sağlar. Bedenin bütünsel fonksiyonu büyüteç altına alınmaya değer bir özelik taşımaktadır. Duygusal bozukluklar ve zihnin yarattığı psikoloji, bu gün artık tıp dünyasını etkilemeye hatta deyim yerinde ise büyülemeye devam etmektedir.

Yaşam Koçluğunda yaptığımız aslında, düşünce koçluğudur. Hedefiniz işiniz, kariyeriniz, ilişkileriniz, gelişiminiz, sağlığınız (kilo almak ve vermek, sigara bırakmak, ameliyat öncesi ve sonrası zaman dilimini güçlendirmek) olabilir. Nitekim diyetisyenler, onkologlar, ortapedistler, psikologlar, diş hekimleri gibi birçok profesyonellerle çözüm ortaklığı yaparken şaşırtıcı sonuçlara ulaşıyoruz.

Beyindeki kilit çözülemezse, yapılan güçlü ve sanatsal tıbbi müdahaleler istenen etkiyi yaratmıyor, ya da bir müddet sonra SORUN KENDİNİ tekrarlıyor. Belirtilerin çoğalması veya azalması hastanın temelinde yatan psikolojik sorunla yüzleşmesini engelliyor.

Bedende her ne varsa bir farkındalık yaratmak amacı ile oluşur. Her şeyi gerçekleştirme gücü olan “Bilinçaltınız” size bir şey söylüyordur.

“ Ne *# =  biliyoruz ki?” adlı film kuantum bilincini bu güne dek anlatan en iyi filmlerden biri. Aslında hiçbir şey bilmediğimizi, henüz fark edemediğimiz şeyleri anlatıyor film. Görünüşteki amaçsızlığın gerisinde, bireysel bir kozmik oyun düzeni yatar. İnsan ve hayvan morfolojisi evrensel güce sahiptir. Modern Tıbbın cevheri, hastanın kişisel ve yapısal özellikleri ile karşılaştırma sürecinde zihinsel, duygusal ya da fiziksel her değişkenle güçlendirildiğinde olağanüstü sonuçlar elde edilir.

Ben buna “3D Dinamikleri” diyorum. Duygu, Düşünce ve Davranışları kontrol altına almak sadece hastalıkları değil, yaşam kalitemizi, hedeflerimizi de olumlu etkiliyor. Zihninizin inandığı şey, zihninizdeki düşüncedir. Düşünce, başlama aşamasındaki eylemdir yani davranış. Bunun sonucu duyguyu oluşturur. Birbirini takip eden noktalar daireyi tamamladığında nerede başlayıp, nerede bittiği bilinmez.

Bu nedenle aklınızdan ve ağzınızdan çıkan kelimelerin 3 D Dinamiklerini başlattığını bilerek dönüşümü sağlayabilirsiniz. Sürekli bir biçimde tekrarladığımız şeyleri yaşamaya başlarız. Adama kırk gün deli demişler deli olmuş, dedikleri gibi bir müddet geçince otomatik kabulleniş başlar. “Ne şanssızım” diyen birinin şansla bir türlü bulaşamadığı gibi. Çevrenizde ya da kendi hayatınızda dikkat ettiğinizde ne örneklerle karşılaşacaksınız. Kuantum olumlamalar dediğimiz ise “Kelimelerin Gücü” dür

Ben dikkat ettim olumlu şeyler söyledim olmadı diyorsanız, yaptığınız gerçek bir olumlama değildir.

Önce kelimelerin, beynimizce nasıl anlaşıldığını bilmek önem kazanıyor. Beynimiz düz mantık çalışır. Ağzınızdan ne çıkıyorsa onu çağırdığınızı kabul eder. Korktuğunuzun başınıza gelmesi gibi, iyi şeyleri de başınıza getirebilirsiniz.

Beynimiz çalışırken çok mesaj algıladığımızdan bize kolaylık olsun diye bazen silmeler yapar, ama olumluları da silebilir.

Örneğin kişi şanslı olduğu birçok zamanı siler ve “Ne şanssızım” der.   (Bunu nereden bilebiliyorsun?)

Kıyaslamalar yapar, farklı koşullardaki kendi şansını göz ardı edip “ Arkadaşım kadar şanslı değilim” der. (Ne ile kıyaslama yapmaktasın?)

Genellemeler yapar, şanslı zamanları bırakır “ Her zaman şanssızım “ der.(Bunun tersi hiç olmadı mı?)

Kırıcı Anlamlar, kullanır “Her şeye rağmen, Ne olursa olsun” gibi kötü sonuçları, mücadeleyi, zorlukları beklediğini öne çıkarır.

Çabalıyorum – çalışıyorum – gücüm yok, çalışan ama başaramayan, hala istediğini yapamama olasılığı ile tükenen birinden bahsediyoruz.

( Me- Ma ) Ters söylemler, karşılaşılmaktan korku duyulan durumu ifade etmek, korktuğumuzu başımıza getirir. Kanser olmamak yerine,  sağlıkta kalacağım gibi.

( Se- Sa )  Şart ifadesi, mutlu olmayı bir şarta bağlar, hiç sahip olamayacak hissine inanır.

Para çıkarsa mutlu olurum yerine, ben para çıkarsa daha da mutlu olurum gibi.

( Meli – Malı, ama… ,) zorunluluklar ve sorunlar vardır anlamını saklar, ama eki ise, o ana kadar söylenenleri siler veya sorumluluğu kendi dışına atmayı gerçekleştirir. Bu sigarayı bırakmalıyım ama şimdi hazır değilim, gibi.

(Cek- Cak ), belirsizlik, sonucu gelecekteki belirsiz bir zaman ve duruma aktarır. Sigarayı bırakacağım, şu işleri bir yoluna sokayım da…

Belirsizlik, genel bir ifade kullanarak somut sonuca ulaşmak mümkün değildir. İyi bir hayat bekliyorum yerine, beş duyunuzu kullanarak, tam ne zaman istediğini, tam olarak neler beklediğinizi ifade etmek. Sigarayı bu hafta sonu bırakınca, kendimi daha başarılı ve sağlıklı hissedeceğim, gibi

İstiyorum, sanki birileri siz engelmiş gibi hissettirir. Sizde gardınızı almışsınız. Mutlu olmak istiyorum, yerine mutluluğa hazırım, hak ettim, layığım, gibi.

Toprağa bir tohum ektiğinizde, güneşle buluşması için zaman gerekir. Kelimelerin gücüne dikkat etmek içinde zamana ihtiyacınız olabilir. O zamanın uzunluğuna da siz şimdi karar verme gücüne sahipsiniz. “Bunu başardım” derseniz başardınız demektir.

Share this
20 Haz

Geleceğe Hazır Gençler Yetiştirmek

Öncelikle Merhaba;

Hepimiz birini yetiştirmeyi düşündüğümüzde. elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız.

Bizi yetiştirenlerde, bizlerde, muhtemelen yetiştirdiklerimizde öyle yapacak.

“Bildiğimizin en iyisi”

Bildiğimizin en iyisi ne demek acaba? Bu güne kadar bize öğretilen mi? Geliştirmek için yeni bilgelerle buluşturuyor muyuz kendimizi ve bilgilerimizi? Çoğu zaman evet .

Kuşak çatışmaları da bu yüzden oluyor zaten. Aslında eski ile yeniyi ustaca uzlaştırırsak ve birbirimize katarsak neler olurdu acaba? Neden gelen genç nesil hala seçtikleri mesleklerde mutsuzlar ya da hayata yeterince hazır değiller.

Hayat bu gençlere doğru hızla yakalaşıyor.

Güncelleştirilmiş, stratejiler uygulayıp, başarısızlıktan başarıya doğru taşıyabilirsek, rüzgara doğru savrulmalarını engelleyip, kontrollerini ellerine verebilirsek, kendilerinde nefret etme ve herkesi – her şeyi suçlama pozisyonundan çıkartıp, saygınlığı katabilirsek sadece bulabildikleri ile yetinmeyip hak ettiklerini alabilmelerini sağlarız.

Çünkü çok iyi biliyorum; onlarda bunu istiyorlar, sadece nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

Hadi onlara destek olup, yol gösterelim.

Mutlu bireylerin oluştuğu bir toplum için ne yapabiliriz diye düşündüğümüzde,

“Kendimiz ve Çocuklarımız için neyi farklı yapabiliriz ” güçlü sorusu ile yola çıktık.

Fark yaratabilirsek, farklı sonuçlara ulaşırız.

Çağdaş kültüre has olan ve eğitim uygulamaları içindeki faktörlerin çocuklara zarar verdiğini düşünmek için gerekli nedenlerimiz olabilir. Bir yandan eğitmen eğitimlerimizin

( pedogoji- psikoloji ) ne kadar zenginleştirilebileceğini düşünürken, bir yandan da ebeveynler çalıştığı için, yayınların(görsel- işitsel) neler öğretebileceği ile ilgileniyorum.

Tümüne baktığımda zihinsel gelişmeyi engelleyen faktörlerle karşılaşıyorum. Gelişen, üreten, yeteneklerini ortaya koyan,bilgiyi kavradıktan sonra uygulamaya geçebilen, değerlendirme yapabilen bireyler yetiştirmek ve onları geleceğe hazırlıklı kılmak adına yazılacak bu yazılar.

Büyük ailelerde büyüklerden bir şeyler görüyorlardı çocuklar. Şimdi çekirdek aileler var. Anne babanın çalıştığı ve hafta sonları çocuk mutlu hissetsin diye bir şeyler yapmaya çalışan anne babalar sırf mutlu olsun diye  .

Ama istediğimiz beklediğimiz kadar mutlu olmuyor çocuklar. Onlar  istemeden veriyoruz her şeyi. Doyumsuz ve memnuniyetsiz bir nesil oluşuyor. Dengesizlik başlıyor bu sefer. İkna etmeyi, emek vermeyi öğrenmeden büyüyorlar. Oysa karşılaştıkları herkesi ikna etmeleri gerekecek. Arkadaşlarını, öğretmenlerini, patronlarını, müşterilerini ve eşlerini. Çocuklarımızın mutsuz olduklarını fark ettiğimizde biz de mutsuz ve ümitsiz hissedebiliriz. Hatta bir çok danışanımın belirttiği gibi başarısız.

Tüm hayatımızı, programımızı hatta önceliklerimizi verdiğimiz halde, sonuçlar istediğimiz gibi değil ise umutsuzluk getiriyor beraberinde.

Hiç birimiz ifade etmesek de aslında hepimiz 20 yaşındaki çocuğumuzun nasıl biri olacağını düşünürüz Bizim idealimizdekiler onların geçekleri ile uyuşmadığında çatışmalar yaşanıyor.

İstediğimiz kendi ayaklarının üstünde durabilen, güçlü, kontrollü, özgüvenli, başarılı, saygınlık ve sevgi uyandıran gençler yetiştirebilmektir.

NASIL?

Aslında neler yapmamız gerektiğini biliyoruz. Esnek ol, hoşgörülü ol, sevgi dolu ol, sabırlı ol…

OL DA NASIL?

İşte bu yazı dizisi nasıl’ın ve Fark Yaratabilmemizin peşinde olacak. Sizler ve desteklerinizle…

İstediğiniz, sonuçları elde ettiğiniz yöntemleri bizimle paylaşırsanız birlikte zenginleşme fırsatını yakalayacağız diye düşünüyorum. Amacım sizlere çok yeni şeyler sunmak değil. Aslında çok iyi bildiğiniz birtakım şeyleri hatırlatmak olacak.

Okuldaki sistemden kafası karışan çocuklar, evde de bir takım iletişim engelleri ile karşılaşınca kendilerini yalnızlığın ya da arkadaş gruplarının içinde buluyor.

Ve bazen sırf o gruplarda kabul görmek yada konumlanabilmek adına ailenin onay vermediği, belki kendisinin de ilerde pişmanlık duyabileceği, birtakım seçimler yapabiliyor.

Kabul ve onayı kendi ailesi içinde bulursa, kaybolma hissinden kurtuluyor.

Bireymiş gibi saygı gösterdiğimizde ise sadece onun sorunları ile değil, ailevi sorunlar için fikirlerine ihtiyaç duyduğumuzu belirttiğimizde ise yetişkinler arasında konumlanıp birden büyüyorlar.

Önümüzdeki yayınlarda satır arası verdiğimiz gizli mesajları, anladıkları dili ele alacağız

Hepimiz onları gerçek dünyaya hazır konuma getirmek istiyoruz. Gerçek dünyada hız durmuyor. Danışmanlar, eğitmenler ve ebeveynler bu hıza yetişmeye çalışıyor.Bu yolculukta beraber olabilmek dileği ile…

Share this
20 Haz

Bütün Fırsatlar Kriz Elbisesi İle Gelir

(Genç Girişim Dergisi)

HER FIRSAT KRİZ ELBİSESİ İLE GELİR …

Çince de kriz, fırsat demektir. Bu söylem, özellikle John F.Kennedy tarafından 1959 yılında dile getirildikten sonra hız kazanarak yayılmaya başladı.

Bırakın ekonomi ve sosyolojik olguları, alakasız gibi görünen hava durumu bile krizleri yerelden ulusala ve küresele çevirebilir. Yayılmakta virüslerle bile yarışabilen krizler için, çıkış yolu nedir?

“Kazanan bakış açısını kazanmak.” Tam da bu aşamada, insanların beklentileri, aksaklıklar ve çözüm bulma konusunda ava çıkmak için, son derece kararlı olmak gerekir. Hikâyeyi bilirsiniz: Ayakkabı giyilmeyen bir bölgeye araştırma için gönderilen iki satıcının verdikleri raporlar şöyledir:

1- Burada kimse ayakkabı giymiyor, şube açmaya gerek yok. 2- Burada acil bir şube açmalıyız, kimse ayakkabı giymiyor!

“Bir insanın zekâsı vereceği cevaplardan değil, asıl soracağı sorulardan anlaşılır.” diyor De Levis

Kaliteli soru, kaliteli cevap demektir. Dikkat! Çözüm ve fırsat oradadır. Espri, Duygusal Zekâ (EQ) İle bağlantılıdır. Bu yüzden çalıştığım CEO’ları en saçma ve en komik sorular için de yüreklendiriyorum. Böylece beden endorfin salgılıyor, o serotonini, o da enerjiyi yükseltiyor. Enerji varsa her zaman çözüm var demektir.

İki soru hayati öneme sahip olabilir.1-Neden seni (hizmetini)seçsin? 2- Bu krizin fırsatı, neresinde saklı?

Bizim sunumuz (ürün, hizmet) müşterinin hayatını nasıl kolaylaştırabilir? İstenen incelikleri fark etmek, üstelik bunu müşteriden ve rakipten önce keşfetmek için ihtiyaçları tespitten konuşalım. Size birkaç örnek; ayakkabı bağının ucundaki inceltici halka, iki saplı bebek biberonu, bir kahve markasının bir fincanını satmak ve dahası, oracığa rahat bir okuma koltuğu koymak gibi…

İŞ’te yenileşim bu! Latince de “innovare” yenileme anlamında kullanılmış. Sürekliliği olması, verimliliği hedeflemesi, rakiplerden daha yüksek bir çekim gücü yaratması, henüz yapılmamış, bilinmeyen bir şeyleri yapmak önem kazanır. Burada değişim aslında gelişimi daha çok kapsıyor gibi.

Değişime karşı esnek miyiz? Piyasaya sunduğunuz her ne ise “ Vay Canına !” dedirtiyor mu?

İşi değiştirmek şart değil ama gerektiğinde tutum esnekliği ve cesaret gerektiren kararlar vermek, stratejik planlar yapabilmek,  hangi alanlarda kalıp hangilerinden çekileceğinize odaklanmak, bunu yaparken zamanla yarışmak, duygu, düşünce ve davranış kontrolü, ateş hattında sakin kalabilmek, kriz çıkmadan öngörebilmek gibi donanımlarla; alet çantanızı zenginleştirmeniz gerekmektedir.

Bu durumda zaman, para ve enerji kayıpları en aza inerken işletmenin varlığı tehlikelerden korunmuş olur. İnovasyon konusunda dünyanın en ünlü isimlerinden biri Tom Kelley  “ Ufku dar yöneticiler, en önemli noktayı gözden kaçırıyor. Uzun vadede, inovasyon ucuzdur. Asıl pahalı olan vasatlıktır.” diyor.

Başarıya giden yolda minimum şartları sağlamanız gerektiğini bilerek, iş süreçlerinde (müşteriler, tedarikçiler, finansal ve dış kaynaklar vb.) ve insan ilişkilerinde (kültür, iletişim, organizasyon vb.) inovasyonu destekleyecek ve teşvik edecek olan, kaliteli bir yönetişimdir.

Artan global (dünya çapında-küresel) rekabette, hızla değişen şartlar karşısında kaliteyi koruyabilmek için bilgi, beceri ve deneyimleri birleştirmek fark yaratır.

Fark yaratacak İnovasyon’u hayata geçirmek yeni veya iyileştirilmiş ürün, hizmet veya üretim yöntemi geliştirmek ve bunu ticari gelir elde edecek hale getirmek amacı ile yürütülen tüm süreçler için “GİRİŞMEK” gerekebilir. Bu yüzyılın küresel piyasasında İnovasyon’un büyüklüğünden ziyade, işe adapte edilmesi katma değer sağlamaktadır.

Girişimcilik yeni kaynaklar ve teknolojilerle toplumu tanıştırmaktır. Bu kaynaklar üretimi ve ekonomiyi kalkındırır. Bu bakış açısını yakalayan bir girişimci ne yapacağını bildiğinde güçlendirirken, güçlenir. Aslında girişimcilik bir kültürdür dersek, bu kültürü oluşturmak, geliştirmek, genişletmek için yeni yolların oluşturulması, hatta yeni zekâ teknolojilerin bulunması ve takibi gerekir. Yeni nesil ihtiyaçlarını (x,y,z kuşak) bilmek ve yaşam alışkanlıklarını kolaylaştırmak büyük fırsatlar yaratır.

Girişimcilik ile ilgili ilk eğitim 1947 yılında Harvard Business School’da verilmiş; 1960’larda ilk akademik programlar başlamış ve 1998 yılın da Burton Clark’ın “Girişimci Üniversiteler” fikri, bilgi teknolojilerini girişimcilikle harmanlayıp yenilikçiliği (inovasyonu) tetiklemiştir. AB ‘de üye ve aday ülkeler de konuyu önemsemekte ve çeşitli faliyetler oluşturmaktadır. Değişen iletişim olanakları sayesinde globalleşen her şey gibi, girişimcilik de hızla yaygınlaşmaktadır.

Örneğin Global Girişimcilik Haftası (GGH) 150 ülke tarafından yerel, ulusal ve küresel etkinliklerle donatılmaktadır. Bu hafta, gençleri yenilikçi potansiyellerini keşfetmeye yönlendirir. Hatta girişimciliği kariyerleri için teşvik eden bir kampanya halindedir. Kasım ayında düzenlenen GGH bu sene Türkiye’de sekizinci defa 17-23 Kasım tarihleri arasında kutlanacak. Türkiye’de önde gelen iş insanları, fikir önderleri, uzmanlar bu haftada gönüllü olarak 15-30 yaş arasındaki gençlerle buluşup, onların girişimcilik bilinci ve potansiyellerini ortaya çıkarmaya çalışacaklar. Sivil topum örgütleri, üniversite ve devlet kurumlarının yer aldığı 200 den fazla paydaş, düzenledikleri etkinlikler kapsamında paneller, konferanslar, oturumlar, çalışma atölyeleri, fikir yarışmaları, eğitim programları, web buluşmaları ve vaka çalışmaları organize edip, adeta koçluk yapacaklar. (Bu konu ile ilgilenenlerin bilgi ve takdirlerine)

Yıllar önce yaptığım televizyon programı “Saadethane”de; özellikle lise ve üniversite öğrencilerinin girişimcilik projelerini getirenleri ekrana çıkarmıştık. Bu gezegenin en kıymetli maddesi olarak gördüğüm aklı, çalıştırmalarını ve parlatmalarını istedim kendilerinden. Gelen projeler ekranda genç girişimcilerle buluşmakla kalmadı üniversite öğrencileri girişimci oldu. Baktığınızda dünyada da şaşırtıcı örnekleri bulunmakta….

Öğrenilmiş çaresizlik dediğimiz şey (gençlerde çok az) deneyimle geliyor. Şu fil hikâyesi: Henüz yavru iken ayağı küçük bir kama ile toprağa bağlanan fil, büyüdüğünde de kurtulamayacağını baştan kabul edip, denemiyor bile!

Nasıl çıkacağız bu kısır döngüden?

Bunu akıl alacağınız ustalarla ya da yenidünya düzeninde son 50 yıldır uygulanan sistemden destek alarak da yapabilirsiniz.

Yönetim Danışmanlığı Modeli’nin (Coaching), giderek daha popüler olmasının en önemli sebeplerinden biri, planlanan fark için, çalışan kişinin başarısı ile şirketin rakamsal başarısı arasındaki korelâsyonun son derece kuvvetli olmasını sağlamasıdır.

Alan yelpazesi oldukça geniş olan sistemde yönetici, ilişkiler, kişisel, iş, kariyer, para, ebeveyn, sağlık, eğitim, spor birimleri gibi hayatın her alanında hizmet verilmektedir. Koçluk ilgili konularda daha çok başarı ve güç için destekleyici, cesaretlendirici ve geliştirici nitelikte; istikrarlı ve güvenilir değişim sürecine eşlik edilmesini içermektedir. Hedef çalışmalarıyla başlayıp, parlatılması gereken noktaları keşfetme ve hayata geçirme sürecini yapılandırır. Stratejiler belirleyip, eylem planları çıkartarak ilerlemeyi gerçekleştirirken, denge ve denetimi sağlamayı, akıllıca ve eğlenceli çalışmayı, saygınlık uyandırıp başarıya ulaşmayı sağlar.

İş dünyasındaki geleneksel eğitim programları, yararlı becerileri öğretim uygulamaları ile uğraşır. Oysa her alan, şirket, birim hatta her bireyde, farklı stratejiler işler.

Bu hedefle özel kodlanan başarı stratejileri, performansı ölçülebilir oranda arttırmaktadır.

Peki, bu farkı nasıl gerçekleştireceğiz?

İş’te bir kaç ipucu…

Son 20 yıldır, yaptığım her koçluk ta fark yaratan yaklaşımın “Nasıl daha ….yapabilirim” in cevabını eğlenceyle, heyecanla, etkili bir yöntemle sunmak olduğunu vurguluyorum. Daha ne kadar iyi, daha nasıl, daha nerede, daha ne, daha kime, daha…?

Öncelikle, şirketi geleceğe taşımak için hazırlanan eylem planı, lideri ayrıntılardan kurtarıyor. Böylece zaman kazanarak fark yaratan değişim-etkileşim hedefi

kalifiye çalışma arkadaşlarına aktarılıyor. Bu yetenek araştırması başlatıyor.

Bir de iş yeri körlüğü dediğimiz şey var. Çerçevenin içindeyken aksaklığı da yeni fikri de bulmak zorlaşıyor. İşe yaramaz gibi görünen fikirlere bile, 360 derce

bakmak çarpıcı yarar sağlıyor. Alakası olmayan biri, görebilir dışarıdan baktığı için. Japonya da bir otele sonradan ek bir asansör ihtiyacı doğmuş. Bütün mühendis

ve mimarlar binanın içinde hararetle tartışırken ve çözümsüzken, orada yerleri silen görevli biraz da çekinerek: “Neden dışarıdan yapıyorsunuz, üstelik manzara

harika!” değivermiş.

Karşıdan bakmalısın fotoğrafa. “Hayatı kolaylaştıracak fikirler” avına çıkmalısın. Sen sadece odaklan, bilinçaltını ve beyninin gücünü bilseydin hiç gerilmezdin,

Fikirler sana gelecek, mesajlar sana akacak, kaslarını serbest bırakırsan, gevşemeyi öğrenirsen.

Bunun yöntemi nefesle ile. Sadece nefes! Herkes için eşit olan armağan.

Öyle çabucak mı oluyor bunlar, hemencecik usta mı oluyoruz? Tabii ki hayır!  Hatalar yaparak, tekrar tekrar deneyerek, çaba sarf ederek, sabır göstererek, asla vazgeçmeyerek. Çünkü asıl vazgeçmek başarısızlıktır. “999 kez ampule gitmeyen yolu buldum “diyen Edison, ya 1000.de vazgeçseydi? Başarısızlık diye bir şey yoktur. Sonuçlarla karşılaşılır. Hayat geri bildirim verir. İstenen sonuç için değişik yollar denenir.

Düşündüğünüz, hedeflediğiniz kadar büyürsünüz. Japon balıklarına bakın. Kavanozda 1.5 cm. iken, akvaryumda 30 cm. kadar uzar, okyanusta boyları 3 m’ ye ulaşır.

“İnsanlar ulaşmaya layık olmadıklarını ya da ulaşamayacaklarını sandıkları için, en büyük düşlerini gerçekleştirmekten korkarlar.” der Poul Coelho kitabı Simyacı’da

ve şöyle devam eder : “Bir şeyi gerçekten istersen, bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar .”

Bolluk ve zarafet dolu günler dilerim.

 

Share this
20 Haz

Nefes Almak Yaşamak Demek Değildir

Nefes almak yaşamak demek değildir. O bize hangi bedenin gömülüp hangisinin gömülmeyeceğini gösterir. Yaşamak düşünmek, öğrenmek, paylaşmak ve kendinden sonra gelenlere güzellikler bırakmak demektir.

Aborjin Sözü

Kelimeler sihirdir. Aklımızdan geçirdiklerimize, ağzımızdan geçirdiklerimize dikkat etmeliyiz. SŞÖ

Lütfen dene ve bana başaramadığını göster! Harekete geç hemen şimdi! SŞÖ

Öğretmenim derdi ki: Neye zaman, para ve enerji harcıyorsan, sen o’ sun. SŞÖ

Babam derdi ki: Aklını kullan, insanlar akıllarını kullanarak filleri tek ayaküstüne kaldırıyorlar! SŞÖ

Benim işim der ki: Acı çekmek yanlış anlamanın sonucudur. SŞÖ

Hayatın kuralı ne kadar verirsen o kadar alırsın. Ne kadar alırsan o kadar verebilirsin. Nefes alırken de geçerlidir.

Evren uyum kurmaya programlanmıştır. Neye ihtiyacımız varsa, önce biz vermeliyiz. Saygıya mı ihtiyacımız var önce vermeli; anlayışa mı önce vermeli…

Birlik bilinci canlı cansız her şey etkileşim ve uyumdadır. SŞÖ

Öğrenmek, bir daha ki sefere ne yapacağımızı bilmek demektir. Herkes böyle öğrendi ve bu gezegene öğrenmeye geldik SŞÖ

Kendini özel hissetmelisin. Başparmağına bak! Senden önce kimsede yoktu, senden başkasında da yok, senden sonra da olmayacak! SŞÖ

 

Share this
21 Mar

Erkekler Neden Bağlanır?

İş ilişkilerimizi daha iyi idare etmek, insanların ihtiyacını bilip bu ihtiyaçları karşılama yollarını bilmektir. Gerçekte insanların ne istediklerini ve neye ihtiyaç duyduklarını öğrendiğinizde, yönetim kurulu toplantısında, aile bütçesini etkin idare etmede,  buluğ çağında bir gence odasını toplatmada aynı zamanda dünyadaki bütün özel kadın erkek ilişkilerinde sihir yaratabilirsiniz.

Özel hayatımızda tıpkı iş yaşantımız gibi idare edilmek ister ve tabiî ki istekleri ve ihtiyaçları belirleyip nasıl daha iyi olabilir çabası gerektirir. Bu ihtiyaçları ve istekleri anlayarak çözümünü yaratmak karşılığında, istediğiniz sıcak ve sevgi dolu bağlılığı kazanabilirsiniz. Diğer tarafın ne düşündüğünü anladığınızda, kafanızda karışıklık yaşayamaz ve dengede kalırsınız. İnsanlar genellikle neye ihtiyaçları olduğunu söylemez, danışanlarımıza bu konuda soru sorduğumuzda, “ beni seviyor olsa anlardı “ derler. Oysa herkes siz bile, insanın zihninden geçeni tam olarak anlama konusunda zorlanabilirsiniz! Yoksa hep anlar mısınız?

Pek çoğumuz karşımızdakinde, kafamızdaki ideallere ulaşmaya çalışıyoruz. Bu hayal kırıklığı yaratıyor ve çoğu zaman onların ihtiyaç ve beklentilerini göz ardı etmemize sebep oluyor. Gerek danışanlarımızdan aldığımız bilgiler, gerek yapılan bilimsel anketler şunu bir kez daha vurguladı ki erkeler  “ Kendisine çok yakın bir arkadaş, mükemmel bir âşık ve güvenebileceği sadık eş” ararlar, buldukları anda da bağlanırlar.

Arkadaşlıkta, güvende hissedip duyguyu paylaşmak sadece kadınların ihtiyaç duyduğu bir unsur değil. En çok süren ilişkiler arkadaşlık çerçevesinde ve yıllar içinde demlenen duygu birikimleri ile zenginleşiyor. Sohbet edebileceğiniz biri ile evlenin diyor bilgeler.

Alman yazar Geote’nin dediği gibi: “Bir kadınla erkeğin kalitesini kavga anlarında anlarsınız.” Ya da Can Dündar’ın yazılarından birinde vurguladığı zenginlik gibi: “ Hayatınıza kattığınız her kadın sizin taraçalarınızdır. Her seferinde manzaranızı zenginleştirir ve özelleştirir. Annenizle başlayan ve sizi büyüten büyüleyen kadınlar…”

Bana kalırsa erkeklerde büyütür ve büyüler… O halde taraçalarınızdaki çiçeklerin hangi saatte, ne kadar su istediğini bilirseniz, Babil’in Asma Bahçelerinden daha muhteşem bahçelere sahip olabilirsiniz. Arkadaşlarınız ile beraberken gösterdiğiniz objektifliği gösterebiliyor musunuz?

Aşkta, onun yaşam amacı olmanızı engelleyen nedir acaba? Sizi özlemesi için ne gerekiyor? Neden sizi seçsin ki? Yüksek Topuklar’da Murathan Mungan ne de güzel anlatmış bir erkeğin ve kadının ait olma ihtiyacını. Tutku denen yanıcı, karşı konulmaz güdüyü ve paylaşımları. İlişkide körüklenmesi gereken duyguların yarattığı tatlı telaşları…

Mahremde de tatminkâr bir ilişki, kendilerini cinsel anlamda güçlü hissettiriyor ve güvenini güçlendiriyor. Hoş sürprizler, ilham veren incelikler, hizmet anlayışı yerine uzun soluklu paylaşımları zenginleştirmek için, kendi bedenlerine bakan eşler aranıyor.

Araştırmanın bu üçlüsünden sonra sıralamaya giren faktörler ise:

Espri anlayışı, bir çift aynı şeye gülebiliyorsa, iletişim süreci gerçek anlamda ışıltıya kavuşuyor demektir. Yeterince zorlu bir gün sonunda zekâ kokan espriler, hayata haz veren eğlenceler yaratan eşi kim istemez?

Duygusal denge, İniş çıkışlar, öfke patlamaları,  her ilişkiyi yıpratabilecek en önemli faktördür. İstikrarı düşünme zorunluluğu ve bu gün nasıl acaba sorusu, bağlanmayı engelleyen hatta ürküten şeylerin başında gelmektedir. Bu nedenle önce kendinizi anlayıp hayatınızı ve tepkilerinizi denetlemeyi öğrenebilirsiniz. Pratik yolla, meditasyonla ya da koçluklarla…

Görünüş, top model ölçüleri çoğu erkek için bağlanma değil bakılma sıralamasında önemli. Gözler,  ayak ya da ellerdeki bakımı önemsemek, bağlı kalacağı insanda daha önemli olabiliyor. Nasıl olsa ilişki iyi gidiyor diye bedeni ihmal etmek, süreç içinde zarara sebep oluyor.

Hiç yabancı gelmedi değil mi? Hadi Mars’ı Venüs’ü bırakalım, kelimelere dikkat edelim, olan biteni kişiselleştirmeyelim, varsayımları unutalım ve elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışalım. Hissedebileceğimiz kadar çok hissedelim, olabileceğimiz kadar iyi görünelim, kulağa hoş gelecek sesimizi seçelim, keyif katalım konuşmalara, zarafet katalım hayata, yapabileceğimiz kadar kolaylaştıralım ilişkileri…

Şu anda evli olabilirsiniz, bir eş arama aşamasında olabilirsiniz, hiç evlenmemiş ya da ikinci evliliğiniz için hazırlık aşamasında olabilirsiniz. Bazen erkeklerin kafası karışır. Aynı dili konuşmadığımızı düşünür, söylediklerinin detayını farklı algılamamızı beklerler. Ya da söylediklerimizi farklı algılarlar. Çünkü her beyin farklı çalışır. İlk ya da sonraki evliliğini yapacak bir erkek için her şey zaman içinde belli olabilir. Tüm hırçınlıkları gerçek bir sevgi konusunda emin olmak için bir çırpınış olabilir. Üstüne gitmek, boğulmasına sebep olur. Bir parça uzakta kalabilirseniz, gerçekte size duyduğu hissi tanımlama fırsatı verirseniz, özgür hissettiğinde size geliyorsa sizindir. Gelmez ise zaten hiç sizin olmamıştır.

Erkek arkadaşıma evlenmek için baskı yaptım, çünkü yaşım 35 idi. Ben çocuk sahibi olmak istiyordum o ise buna hazır değildi. Çocuk istediğinden bile emin değilken, benim biyolojik olarak bekleyecek zamanım yoktu. Bu stres içinde ne yapabilirdim ki? K.U

Birbirini seven ama aynı zamanda aynı yerde olamayan iki insanın klasik örneklerinden biri gibi görünüyor. Siz kadın olarak hazırsınız, erkek olarak hazır hissetmiyorsa bu evlilik baştan yanlış olabilir. Belki on sene daha hazır hissetmeyecektir. Sizin onun yanındaki değerinizi anlamadan. Anlayabilmesi için de özgür düşünebileceği belli bir zaman dilimi gerekir. Kesinlikle tek başına! Hazır olmayan bir erkeği bağlanmaya zorlamak tehlikelidir. İlişki çoğunlukla geri tepebilir ve sonsuza kadar yok olabilir ya şimdi ya da çocuklarınızla iken.

Duygusal olarak sağlıklı, bağlanmaya açık pek çok erkeğin bulunduğunu aklınızdan çıkarmayın. ( Dünyada halen 3,5 milyar erkeğin yaşadığı düşünüldüğünde bu çok kolay olabilir. )

Saadet Hanım, iki çocuk annesiyim. Bir düğün davetinde beni bir iş adamı ile tanıştırdılar. Duymak istediğim her şeyi söyledi ve bir hafta sonra bir aşk yaşamaya başladığımı sandım. Çocukların yanında “harika sanki bir aile gibiyiz” diyordu.“Hayatımın geri kalanını seninle geçirmek istiyorum, daha önce nerede idin?” İki ay sonra her şey yolunda gibi görünürken, evlenme olasılığı ile ilgili bir şey söylediğimde adam buharlaştı sanki. Anlamakta güçlük çekiyorum. Nedir bu şimdi? SD.

Kendinizi kızgın hissediyor olabilirsiniz bayan S. Erkekler söyledikleri ve yaptıklarının kadınlar tarafından nasıl algılandığının farkına varamayabilirler. Bazen düşünme işini kadının onun yerine yapması lazım olabiliyor. Gelişmeleri yavaşlatarak hazır olmadığımız şeyleri yaşamak yerine, ilişkinin temposunu onun düşünme süresini kullanabileceği bir ritme sokabiliriz. İlişki de kontrol edilen yerine, kontrol eden taraf kadın olursa duygularını ve zamanını boşa harcamadan karşı tarafı tanıma fırsatı bulabilir. Erkeğin söylediklerinin,  yaptıklarının gerçek olup olmadığını biraz çaba sarf ederek, iyi bir dinleyici gibi  ona akıllı ve tarafsız bir gözle bakarak öğrenebiliriz.

Merhaba. Benim yaklaşık altı yıldır süren bir evliliğim var fakat istediğim gibi gitmiyor. Duygusal bir ilerleme sağlayamadığımızı düşünüyorum bunun için çaba sarf ediyorum ve eşimde bu çabayı göremiyorum bu da beni karamsarlığa itiyor ve aramızdaki bağın hızla eridiğini hatta eşimin bana bağlı olmadığını düşünüyorum… C.S.

Kendinizi hayal kırıklığına uğramış hissedebilirsiniz. Beraberliğinizde duygusal bir ilerleme sağlayamadıysanız eşinizin bağlanmama işaretlerine ve sinyallerine dikkat etmenizi önermek isterim. Bu işaretleri örneklemek gerekirse:“ Her şeye benim diyorsa, arkadaşları ile tanışamadıysanız, gelecekle ilgili konularda sadece kendi fikirlerini ileri sürüyorsa, hafta sonlarını hep yalnız geçiriyorsanız ” bu ilişkide kendinize haksızlık ettiğinizin farkına varıp, sizi rahatsız eden konu veya konuları onunla net bir şekilde masaya yatırabilirsiniz. Muhtemelen onunda rahatsızlık duyduğu konuları öğrenme fırsatınız olur ki, ne kadar saçma görünürse görünsün mantıklı bir açıklamaları hep olacaktır. Akılcı, istikrarlı ve olumlu davranmaya çalışın ve neyi daha iyi yapabileceğinizi karşınızdaki dostunuz olsa idi, ne kadar yapabileceğinize bakıp, asgari müştereklerde buluşmayı deneyebilirsiniz.

22 yıldır evli, üç çocuk annesiyim Saadet Hanım, eşimle çok uyumlu bir beraberliğimiz olduğunu düşünüyordum, geçen hafta Pazar gününe kadar. Pazar kahvaltısına patates kızartmadım diye eşim evde terör estirdi. Çocuklarım ve ben çok şaşırdık, çünkü bu adam böyle değildi. Tüm konuşma çabalarına rağmen bizi dinlemedi bile. Sizce ben mi 22 yıllık eşimi tanıyamamış mıyım? M.A.

Merhaba M.A., sorunuzun içinde cevabınız saklı aslında. 22 yıldır davranmadığı şekilde davranış sergileyen eşinizin derdinin patates olmadığını düşünüyorum. Derdi patates olan kişi, benzer bir krizi daha öncede itina ile çıkartabilirdi. Sanırım şu andaki sorunu sizin tarafınızdan önemsenmediğini düşünmek. Dışarıda bile canını sıkan herhangi bir konu üzerine davranışlarınızı yanlış anlamış olabilir. Siz önce ona güzel bir patates kızartın, sonrada neden yorgun hissettiğini sorun derim. Bu hafta içinde patates kızartmaya devam ederseniz, özür bile dileyecektir.

Merhaba Saadet Hanım. Yaklaşık iki ay önce bir erkekle tanıştım ve arkadaşlık yapmaya başladık. Bana karşı çok sıcak ve sevecen davranıyordu ben bu arkadaşlığın evliliğe doğru gitmesini çok istediğimden dolayı ona kendimle ilgili her şeyi anlattım, daha güzel giyinmeyi daha çok makyaj yapmayı istedim ki beni daha çok beğensin. Fakat bu yaptıklarım sanki onda ters etki yaptı ve benden uzaklaştığını fark ettim nerede yanlış yaptığımı bulamıyorum. F.Y.

Sevgili F.Y., erkeklere açık bir kitap gibi olduğunuzda, çabuk sıkılabilirler. Onlar meraklı olurlar ve akıllıca meydan okuyanlara karşı duramayan, ince ruhlu şövalyelerdir. Dereceli tanımaktan, hoşlanırlar. Eskiden arkası yarınlar vardı ülkenin radyosu TRT’de. Nasıl merakla beklendiğini hatırlar mısınız? İnsan psikolojisi hep aynıdır aslında. Boşlukları siz doldurmayın. Bırakın o emek versin. Bunu yapmak onun yeteneklerini göstermesi için, aslında onu mutlu edecek fırsatı  vermek demektir. Ne kadar doğal olursanız, kendi değerlerinizde ve zevklerinizde samimi kalırsanız bu ilişkiyi her dem dürüst tutacağı için hiç pişmanlık yaşamazsınız. Zamanımız çocuk da yaparım kariyer de, diyen güçlü bayanların zamanı. Bu nedenle aşk tavan arsındaymış Sezen Aksu’nun deyimi ile. Erkekler nezaketli hanıma ilgi duyuyor, başkaları hakkında konuşanlara değil, pozitif hanımlarla uğraşıyor. Moda çılgınlığından ziyade yakışan kıyafet ve aksesuarlara takılıp kalıyorlar. Bilginize arz edilir.

Share this
21 Mar

Aşkı Evlilik Öldürmez

 “Nikâh tan sonra sevgiye ne oldu?”

Dünyadaki ya da ülkemizdeki boşanma istatistikleri gösteriyor ki, muhteşem başlayan ilişkiler istenilen şekilde devam etmiyor. Ne yazık ki kopmuyor da. Ayrılık yaşansa da yaşanmasa da kötü gidiyor ilişkiler. Türkçedeki değimi ile “cicim ayları” geçince renk kaybediyor, kan kaybediyor, ses getirmiyor, hisler netlik bulamıyor, heyecan sönüyor hatta öfke ve kırgınlıklar yaşanıyor.

“Benim karşımdaki kadına duyduğumu sandığım, onun bana duyuyor dibi göründüğü sevgi buhar olup uçuyor anlaşılması zor ”diyen üçüncü evliliğini yapmış olan bir bey gibi, niceleri düşünüyordur aynı şeyi.

Hatta duymuşsunuzdur yurt dışında bir boşanmanın sebebi şuydu: “Diş macununu ortadan sıkıyor”

Aşkın gözü kör olduğu dönemde, her yaptığımız farklı bir algı ile kabul görürken, sonra birden tahammül sınırlarını zorluyoruz birbirimizin. Tepkilerimiz beyinlerde ya küçük görülüyor ya da büyütülüyor.

Ya boşanmayan insanlar? Onlar mutsuzluklar içinde yaşamaya mı çalışıyorlar ya da bazı evlilikler de sevgi canlı mı kalıyor?

Nasıl olursa olsun (aşk, görücü usulü) evlilikte sevgi için bir beklenti vardır. Ve evlilikte sevgiyi canlı tutmak sanılandan çok ciddiyet, samimiyet ve gayret istiyor. Türk Sineması klasiklerinden biri olan “Servi Boylum Al Yazmalım” da “Sevgi Emektir” deniliyor.

Evliliğin kendisi herhangi bir şeyi öldürüp tahrip etmez. Tahrip eden davranış değişikliğidir. Evliliğe karar vermek, toprağa bir fidan dikmek gibidir, hepimiz o fidanın ileride köklü bir ağaç olmasını isteriz ve buna gayret ederiz. Bahçenizdeki ağaçlardan daha fazla emek istediğini kabul etmek evliliğiniz için atılacak birinci adımdır.  Evlendiğimiz insanı ne kadar tanıdığımızı düşünmeyiz bu süreçte o bizim beyaz atlı prensimiz ya da prensesimizdir. Yani o olmasını istediğimiz beynimizde yarattığımız insandır.

Evliliğimiz başladığı anda bunun böyle olmadığını fark ederiz, eşimizin bir insan olduğunu hataları olabileceğini, süper güçleri olmadığını anlamaya başlarız.

Evliliğimizde sevgiyi maalesef bizler yani eşler gönderiyoruz. Sevgiyi bilerek evlendiğimizi düşünüyoruz oysa sevgi bilinmez öğrenilir. Sevgi yetenek isteyen zor bir sanattır, sevgi tıpkı başkasıyla dans etmek gibidir, her iki tarafında dans etmesini bilmesi gerekir. Yetiştirilme tarzları farklı, kişilikleri farklı, kültürleri farklı doğal olarak iki farklı dünyanın bir araya gelmesidir evlilik ve bu iki dünya arasında uyum olmazsa büyük fırtınaların habercisidir.
Sahip olduğumuz her şeyin ortaya çıkması için bizlere fırsat yaratır aslında evlilik.

Çocuklarımızı yetiştirirken daha esnek ve sabırlı olabiliyoruz. Onlara yeni fırsatlar sunmak için de çaba sarf ediyoruz. Eşler ise elkızı ya da eloğlu pozisyonunda! Oysa 20 sene sonra birinci dereceden akrabamız oluyorlar.

Evlilikte sevgiyi yok eden düşüncelerden biri “Nasıl olsa benim” fikri. O zamana kadar aman kırılmasın, aman kendimi iyi ifade edeyim derken, hep orada olacakları fikri dikkat ve ilgi kaybı yaşanmasına sebep oluyor. Kaybetme korkusunu yaşamadan tepki veriyoruz. Korku geldiğinde ise iş işten geçmiş oluyor.

Bir başka sebep ise insanların sevgiyi farklı şekilde ifade etmesi veya algılaması . Sarı güllerin ayrılık anlamı taşıdığından habersiz erkek sevdiği kadına sarı güllerden oluşan buketi gönderince, ilişkiyi bitirdiğini düşünen kadın gerçek bir ayrılık yaratıyor.

Belli başlı dil gurupları var. Japonca, İngilizce, Almanca, Türkçe..Ailemizin dilini öğrenerek büyüyoruz, sonra yabancı bir dil için emek sarf ediyoruz. Sevginin dili içinde bilmemiz gereken karşı tarafın sevgi dilinde konuşmamız gerektiği. Bu bilgi sadece eşler için gerekmiyor. Aynı zamanda bizden farklı dillerde olan çocuklarımız, dostlarımız, müdürlerimiz, çalışanlarımız ve hatta müşterilerimiz için de gerekli bir bilgi.

Kendi dilimizle ifade ettiğimiz sevgimiz yerine ulaşmazsa evliliklerde güven problemleri bile başlayabilir.

İnsanlar dünyayı beş duyuları ile algılarlar: Görmek, işitmek, hissetmek, koklamak, tatmak. Hepimizde buların oranları farklıdır. Bazı insanlar kokudan çok etkilenirler bazısı renklerden görüntüden.

  1. Chapman sevgiyi ifade etmek için beş ayrı yolun olduğu görüşünde ki yaptığımız binlerce danışmalık ve koçluk süreçlerinde bunun ne kadar etkili olduğunu fark etme fırsatı buldum. Arabalar benzin depoları boşken hareket edemezler. İnsanlar da tıpkı arabalar gibi sevgi depoları boşken harekete geçemiyorlar. Sevgi deposunu dolduracak bu beş şeyi “Hep ben mi yapacağım?” diyor danışanlarımız. Bunu başkası için yapmadığınızın farkına varmalısınız. Kendi denge ve huzurunuz için yapmaya karar verebilirsiniz. Ya da SENİNLE’ yi açıp eşinizin görebileceği bir yere bırakabilirsiniz.

 

Onay sözleri, insanları ilişkide motive eden ve uyumda bırakan etkiye sahipler: Onların yüzlerine karşı ya da arkalarından dostlarına ve akrabalara.

Nitelikli beraberlik, ne kadar zamanınız olduğundan çok bu zamanı kaliteli kılmak için emek vermek. Evde, sokakta konuşurken bakmak, onun yapmaktan hoşlandığı şeyler için zaman ayırmak.

Armağan alma, armağanlar pahalı olmak zorunda değildir. Paranız yoksa kendiniz bile yapabilirsiniz. Seni seviyorum diye yazacağınız bir kağıt ve bulunca şaşıracağı bir yere koymanız bile onun için armağan sayılacaktır. Ya da sezon sonları 6- 8 ay öncesi alacağınız armağanlar zamanı gelince ortaya çıkarlar.

Hizmet davranışları, eşinizin yapmanızdan hoşlandığı davranış, düşünce, plan, zaman ve enerji ricaları varsa satır aralarında bulmak.

Fiziksel temas, bunu anlatmaya gerek yok. İlişkinin ilk zamanını hatırlayın sonrada hatırlatın. Sadece yatak odasında değil, fırsat yaratabileceğiniz her yerde kaçamak dokunuşları hayatınıza katabilirsiniz.

 

Okuyucularımızdan S.A şöyle demiş:

“Eşim evlenmeden önce bana her konuda yardım ederdi. Üstelik beni daha iyi anladığını düşünüyorum o zamanlar. Karşılaştığım en harika insandı. Fakat evlenince değişti. Ne yapabilirim ki ben.”

Sevgili S.A. reklâmları izlediniz. Film yeni başlıyor. Filmde yönetmen sizsiniz unutmayın. Eşinize ilk zamanki gibi davranmaya devam edin. Sevgi deposu dolunca o da sizin için bir şeyler yapmaya başlayacaktır. Ne istediğinizi rica ederek ifade etmek sevginizi doğru yönlendirirken talep etmek sevgiyi törpüler.

 

“Saadet Hanım ben çalışan bir hanımım ve son zamanlarda öyle yorgun hissediyorum ki bırakın eşimi anlamayı kendimi anlamakta bile zorluk çekiyorum. Açıkçası kafam da karışıyor ve her şey uçuşuyor. Haksızlığa uğradığımı düşünüyorum ve kızgın oluyorum.” A.P.

“Sizi çok iyi anladığımı ifade etmek isterim, binlerce okuyucumuzun da çok iyi anladığına eminim!… Ayla Algan’nın annesinin bir sözünü hatırlatmakta fayda var.“Kızım eşini boşama, geleni de diğerine benzetirsin” dermiş. Burada kabul etmemiz gereken şey, bizim davranışlarımızı değiştirdiğimizde bir şeyler farklı sonuç verecek. Eleştirmek sevgi için çırpınmanın etkisiz yoludur. Geri teper, yapabileceğimiz ise, onu bir zamanlar bizim için farklı kılan yönlerini körüklemektir diye düşünüyorum. Hep hatırlayın esnek olan kontrolü ele geçirir. İyi fetihler.

 

“Ben de eşim de çalışıyoruz. Çocuklar hakkında verilecek kararlarda çocukların önünde çatışmalar yaşıyoruz. Bu durum güç gösterisine dönüşüyor zaman içinde. Ne yapsam da eşime fikrimi kabul ettiremiyorum. Onu sevmediğimi ve saygısızlık ettiğimi düşünüyor. Bense onun beni sevmediğini ve fikirlerime saygı göstermediğini düşünüyorum” Ç.K

“Uzun zaman sevgi deposu boş kalan ya da yanlış benzin alan depolarda, sevilmediğini düşünen bireyler, özgüven ve önemli olma gibi konularda aşırı hassasiyet gösterebilirler. Çünkü sevilme ihtiyacı bu gereksinimlerin tümü ile etkileşim içindedir. Bize gelen çiftler “Eşim bana zamanını, enerjisini ve çabasını severek verdiğinde kendimi önemli ve güçlü hissederim ” derler. Birbirinizi ortak mutluluğu tehdit eden kişi olarak tanımlarsanız evlilik işkence halini alabilir. Eşler birbirinin güzel yönlerini bulma yarışına girerlerse evlilikte sevgi gösterimleri başlar. Çocuklar için alınacak ortak kararlar ise onların olmadığı zaman ve mekânlarda alınsa otorite boşluğu yaşanmayacaktır.”

 

“Sayın Uzman bizim evde konuşamıyoruz bile. Bırakın iyi iletişim kurmayı, konuşmaya başladığımızda sonu kavga ile bitiyor. Eşim hep çok bilir, hiç dinlemez. Başkalarının yanında oldukça nazik iken benim yanımda nasıl bu kadar kabalaştığına şaşıyorum. Eşimi tanıyamıyorum.”

“ Başkaları genellikle eşlerimizin o güzel özelliklerini, beğendikleri noktalarını cömertçe ifade ediyorlar. Hiç eleştiri almayan eşlerimiz takdir edilme dürtülerini doyurabilmek adına daha iyi olmaya çalışabilirler. Bizse 24 saati beraber geçirip sabır sınırları zorlandığında iyiy olmayan yönleri ile de karşılaşıyoruz. Eşlerimi takdir etmek, hoşlanmadığınız özelliklerini bu an için askıya aldık demektir. Hangi olumlu niteliklerini övgüye değer bulur ve samimice ifade ederseniz fark edeceksiniz ki onlar da gelişme var. Olumlu niteliklerinin listesini hazırlamak ve en uygun zamanlarda ifade etmek sizin için bir başlangıç olacaktır. Hadi dürüst olalım bir zamanlar sizi etkilemeyi başaran birinden bahsediyoruz. Hiç olmazsa bir iyi yönü olmalı hatırlayın ve hatırlatın ona.

 

Share this
21 Mar

Akıllı Kadınlar Neden Yanlış Seçim Yapar?

AKILLI KADINLAR YANLIŞ SEÇİMLER

Freud bir ömür kadın – erkek ilişkileri üzerine çalışıp ne isterler dendiğinde bilmiyorum demiş. Elde edilen araştırma sonuçlarını ve danışanlarımızdan aldığımız geri bildirimleri sizinle paylaşmak istedim bu ay.

Pek çok kadının otuz yaşlarında fark ettiği, zamanın hızla geçtiği ve bir an önce çocuk yapma isteğinin cazibesidir. Kadınların zaman kavramı erkeklerden oldukça farklıdır. Erkekler için zaman mesleki gelişmelerini ayarladıkları bir ölçüdür. Bunun yanı sıra kadınlar zamanı doğurganlık dönemlerinin geçtiğini ve yaşlarının ilerlediğini gösteren bir biyolojik saat olarak görürler ve ilerleyen zamana karşı çok hassastırlar. Kadın her ay zamanın etkisini ve gücünü hatırlar. Eğer otuzuna merdiven dayamış bir kadın evlenip çocuk sahibi olmamışsa ve anne olmayı arzuluyorsa zamanın karşı konulmaz gücünü üzerinde hisseder. Bu baskı bazen acele karlar ya da kafa karışıklığına sebep olabilir.

Anladığı sevgi dilinde ailesinden sevgi deposu dolmamış kız çocuğu, tesadüfen aynı dili kullanan bir erkekle karşılaştığında önceliklerini ve değerlerini hiçe sayabilir ya da yanlış kişileri seçebilir.

Bugün kadınlar bir geçiş dönemindedirler. Bir yanda geleneksel rollerinin yanıltıcı güvenliği ile öte yanda bu rollerinin dışında kendi potansiyellerinin farkına varmak için verdikleri mücadele arasında sıkışıp kalmışlar. Hem kendi varlıkları hem de erkeklerle ilişkileri hakkındaki düşüncelerini de yeniden irdeliyor ve düzenliyorlar. Erkeklerin daha fazla duyarlı olmalarını bekliyor ve istiyorlar. Gerçekleştirmeye çalıştıkları değişiklikten rahatsız olamayacak güçlü ve uyumlu erkekler arıyorlar. Öyleyse “Yanlış Erkeğe ” gösterilen ilginin ve “ İyi Erkeğe ” karşı ilgisiz kalışın nedeni nedir?

Çok çalışan, iyi ve kararlı, ancak kadının büyüyen istek ve ilgi alanından fazlaca haberdar olmayan erkekler artık tatmin edici gelmiyor. Artık duygusal, şair ruhlu erkekler de kadınları büyülemiyor. Çünkü hırs ve atılganlık eksikliği, başarıya ulaşma, koruma ve para kazanma konularında kadına güven vermiyor. Bugün kadınlar heyecan, güç ve cazibeyi; duyarlılık, koruyuculuk ve sıcaklıkla birleştiren erkekleri arıyorlar.  Tüm bunların hepsi bir arada olsun istiyorlar ve ne yazık ki bazı kadınlar, bunu gerçekten bulacaklarına inanıyorlar. İdealleri anlatan filmler, yerli yabancı bazı basın organlarının istemeden yanlış yönlendirmesi vücut ölçülerine kadar erkek ve kadın tariflerini aratmaya sebebiyet veriyor. Kadınlar böylesi bir mükemmelliğe sahip olmayan erkekleri bir yana itip, kendilerini, mücadele ve tatlı düşler vaat eden gizemli ilişkilerin kucağına atıyorlar.

Sosyal Psikologlar yaptıkları araştırmaları şöyle açıklıyorlar.

1960’ların sonlarında belirli sınırların dışına çıkan kadılara karşı erkekler ortada yaşanan karşılıklı güvensizlik ve korkuları yüzeysel bir anlayış ve yüzeysel bir sempati ile maskelediler. Mükemmel erkek,

  • Erkek, başka herhangi bir erkeğin sinirleneceği bir noktada bile sinirlenmez
  • Şaşılacak derecede duygulu ve anlayışlıdır
  • Aşırı derecede yardımsever ve destekleyicidir.

 

Bay mükemmel, kadına duyduğu istek ve ona karşı hissettiği gizli korku arasında sıkışıp kalır. Kadının güvenini kazanır, kadın çok güçlendiğinde ya da bağımsızlaştığında ustaca eleştirip engellemeye kalkarlar.

Babasının prensesleri ya da sevgisiz kalmış kız çocukları, hayatlarının devamında erkeklerden beklentilerinin karmaşasında kaybolan akıllı kadınlar oluyorlar. Bazen beklentileri ile yaşadıkları, yaptıkları ile söyledikleri de zıt kutupta bulunuyor..

Bir kadın erkeğin kibar, sorumlu ve ilgili olduğunu düşünebilir, ancak ilişkilerinde canlılık, gerilim heyecan ve gizem yoksa sonunda erkeğe olan ilgisini yitirir. Çünkü onlar küçükken ilişkiyi yaşamın en temel amacı olarak görmeye yönlendirilirler. Oysa erkek çocukları aynı heyecanı işlerinde ve spor alnında görmeye yönelir ve ilişki ikinci plana düşer. Heyecan, canlılık coşku ve çekicilik romantizmin bize hissettirdikleridir. Bir ilişkiye başlarken hepimiz yoğun ve güzel duygular hissetmek isteriz. Eğer bunlar yoksa boşluk, kırgınlık ve hayal kırıklığı belirir. Bunun basit nedeni,  eşimiz kendi cazibemizin bir yansımasıdır. Eğer erkek donuk ve sıradan görünüyorsa kadın kendisinin de öyle görüneceğinden korkabilir. İdeal erkek her zaman büyüleyici ve biraz gizemlidir. Bu ölçüde olmayan erkek kadın için eksik erkektir. İnsanoğlunun ortak özelliklerinden biri sahip olduklarımıza değil, özlemini çektiklerimize değer vermektir.

Aşk,  sevmek ve yenilenmektir. Beslenmedir. Sevgi sunmak, kendimizi iyi hissetmemizi sağlar. Özverili davrandığımızda kendimizi daha çok beğeniriz. Sevgimizin kabul görmesi bizi daha mutlu eder.

Özlem de ise, sahip olamadığımız bir şeye duyulan açlıktır. Sevilmek kabul görmek için bir çırpınıştır. Özlemini çektiğimiz kişinin elde edilemez olmasının yarattığı bir gerilim söz konusudur.

Aşk ve özlem karıştırılır ve bağdaştırılır. Bu tür özlem genellikle küçük yaşlarda duyulur. Baba sevgisinden mahrum büyüyen kızlar, yoğun bir baba sevgisini özler. Büyüdüklerinde kendi deneyimlerinde özlemle aşkı aynı kabul ederler. Esasen isteme ile sevme kavramı arasında bir özdeşlik kurup, bu yanılsama ilişkilerinde problemler yaşatan şeydir. Aşk ile özlemi karıştıran kadınlar duygularına karşılık buluyorlarsa, âşık olmakta güçlük çekerler. Çünkü onlar için aşk sahip olmak değil istemek ve arzulamaktır.

Bazı kadılar genellikle şu iki yoldan birini seçerler

Sürekli olarak erkeklerden ayrılacak bir bahaneyi her zaman bulurlar. Çünkü erkek yakınlaşıp ilgilendikçe gizemini kaybeder özlem yok olur.

Diğer kadınlar ise bu iç çatışmaları sürekli olarak bulamayacakları var olmayan erkeği arayarak çözümlerler. Her zaman özlemin üzüntüsünü yaşarlar.

Ne yazık ki erkek ve kadınların çoğu özlem duygusuna alışmış görünüyorlar ve gerçek aşka ulaşamıyorlar.

Bir ilişkinin sağlam temellere oturabilmesi için kadın ve erkeğin karşılıklı açık ve anlaşılır olmaları zorunludur. Kişinin davranışları önyargı düşüncelerle yönlendiğinde kişisel açıklık azalır ve gerçek bir yakınlaşma olasılığı sınırlanır.

Aslında gerçek sorun kişilerin kendilerini oldukları gibi göstermekten korkmalarıdır. Kişilerin kendilerini rahat ve açık hissettikleri bir ortamda çok daha ilgi çekici olacakları muhakkaktır.

 

“Ben kültürlü ve iyi çevresi olan bir  kadınım. Benim ayağımı yerden kesip inanılmaz zamanlar geçirip bir erkeğin yok olmasını anlamıyorum. O çok zeki ve çekici idi. Bana bağlanmasını, onun için özel biri olmayı çok istedim. Aramayı birden bire kesti ve aradığımda da ulaşamıyorum. Değersizmiş gibi hissediyorum.” H.Ç.

“Bazen erkeklerin çekim gücü gerçekten etkileyici olabilir. Erkeğin açısından da siz çekici olmasaydınız hiç başlamazdı birliktelik. Onun için özel biri olmaya devam etmemeniz demek sizin özel olmadığınızı göstermez. Sizin farklılığınızı algılamayan bir bay, yok oldu diye sevinmeyi seçebilirsiniz. Öncelikle siz kendinizi ne kadar değerli görüyorsunuz ona bakmaya ne dersiniz? Sizin gibi bir kişi daha yok, daha önce olmadı sonrada olmayacak. Bir tek H.Ç. var. Biri bize değer verdiği için değil, kendimize değer vermeyi kabul ettiğimiz an ışık misali pervane yanımızda oluyor.”

“Üçüncü kez boşanmış bir tasarımcı ile tanıştım. O çok coşkulu ve farklı. Elde edilmez gibi görünen bir erkek benimle ilgilenmeye başladığında kendimi çok başarılı bulduğumu itiraf etmeliyim. Ne zaman, nerede, ne yaptığını bilmiyorum. Birkaç kez soru sordum büyük bir nezaketle beni durdurdu. Ben şimdi kimle olduğunu bile soramıyorum. Babamın yanında imiş gibi, o otorite bense küçük bir kız gibi hissediyorum.” S.A.

“Ne kadar nazik olduğunu bilmiyorum ama dördüncü boşanan siz olmamalısınız.  Birliktelikte nezaket, karşı tarafı yalnız hissettirmemektir. Elde tutulmaz gibi görünen bir erkeği etkilemek, başarılı hissetmenize sebep olur. Ancak her erkeğin kumaşı farklıdır, her kadının ki gibi. Ya onun davranış modelini kabul edeceğiz ya da bazı kayıpları göze alacağız. İçinizdeki coşkunun tozunu alırsanız muhtemelen neşe için, bir otoriteye ihtiyacınız kalmayacaktır. Lütfen günde üç öğün, tercihen tok karnına aynada kendinize bakıp olumlayın.”

“Bir arkadaş toplantısında tanıştığım evli bir adama âşık oldum. Formalite icabı, huzursuz yürüttüğü bir evlilik ve iki çocuğu var. Aynı evde iki yabancı gibi yaşadıklarını ve çocukları için katlandığı bir evlilik olduğunu söylüyor ve sevgiye ihtiyacı var benimde ona. İçim çok huzursuz ama ona hatta kendime bile aklım yetmiyor.”E.A.

“Evli bir erkek ulaşılmazdır. Belki gerçekten ulaşılamayacak bir erkek istiyorsunuzdur. Özlem duymak heyecan verebilir ve beraberinde acıyı getirir. Çünkü özel günlerinizde, bayramlar, yılbaşları ve yıl dönümleri yalnız olacaksınız. Bu zorlukla baş edebilme hissi önceleri kişiyi güçlü hissettirebilir, sonra tüm gücünü alıp götürecektir. Kimlik kaybı yaşayabilir, değersizlik hissi ile boğuşmak durumunda kalabilirsiniz. Ona aşk mı, şefkat mi duyuyorsunuz bir kez daha düşünüp, kendinize dönmenizi önerebilirim. Bu ilişki için çok sabırlı ve güçlü olmanız gerekecek. Neden aynı gücü ve sabrı kendinize vermiyorsunuz ki? Sonuç kendinizi daha değerli hissedeceğiniz bir ilişki getirecektir.”

“Saadet Hanım hayatıma yeni boşanmış bir erkek girdi. Diğer bekâr erkekler gibi çok hızlı olmadığı ve kendini anlatmayı çok sevdiği için ben de güvenip onu hayatıma aldım. Otuzu çoktan aştığım ve çocuk istediğim için onunda aynı fikirde olduğunu ifade etmesi ile her şey harika görünürken, beklentilerim ciddi olunca çatışmalar yaşadık. Kafam karıştı çünkü doğru adam bu demiştim, hata bunun neresinde?” K.K.

“ Yeni boşanmış bir erkek, tekrar yaralanmak ve incitilmekten korkabilir. Bu nedenle de tedbirli ve şüpheci davranışlar içine girebilir. Aslında onlar iyi bir eş olabilir, gerçek bir yakınlaşmaya ihtiyaç da duyabilirler. Ancak ağzı sütten yanan, dondurmayı bile üfler. Ne kadar zamandır birliktesiniz bilmiyorum, beraberliğin başında ilk altı ay herhangi bir söz için erkeği zorlamamak gerekebilir. Sonsuza kadar bekleyin demiyorum tabii. Sonsuza kadar bekleyecek tavırlar, erkek tarafından sorulmadan kabul görecektir. Bazı durumlarda son bir ikaz gerekebilir. Düşünmesi için zaman tanıyıp, seçimlerinizi yaparsanız kendinize olan saygınızı da korumuş olursunuz. ”

 

 

Share this
21 Mar

Motivasyon (Güdüleme)

“Dünya üzerinde en güçlü silah ateşlenmiş insan ruhudur.”
Marshall Fock

Motivasyon yaşamda içten zevk almamızı sağlayan en büyük güç. İnsanı harekete geçiren, olabileceğinin en iyisi olmasını sağlayan bir durum. Mutlu, başarılı ve sevgi dolu olmak için hayati önem taşıyan bu güdü,  dış şartlar nedeni ile bozulabiliyor. Kendi kendinizi motive etmeniz ve bunu sürdürebilmeniz, tüm dünyanın son yıllarda en çok önemsediği konuların başında geliyor. Bu nedenle profösyanel yaşam bu konu ile ilgilenen yeni bir dal yarattı:Kişisel Gelişim Bu amaçla şirketler, çalışanlarının, yöneticilerinin hatta onların ailelerinin motivesini (güdüsünü) artırmak, amaçlarını işbirliği içinde, en üst düzeyde bir etkililikle gerçekleştirmek, bir araya gelen insanları tanımlamak ve grup dinamiklerini birleştirmek için tasarlanan eğitimlere yatırım yapıyor. Personelin rekabet üstü olabilmesi, müşteri beklentisinin üstünde davranışlar sergileyebilmesi, ancak kendini güdülenmiş bir çalışma psikolojisi içine sokması ile gerçekleşiyor. Yöneticilerin verimi arttıran ve etkileşimi sağlayacak teknikleri iyi bilmelerinin yanında, iyi kullanabilmeleri 21. yüzyılda karmaşıklaşan rekabet koşullarında bir adım önde olmayı sağlıyor.

Artan global rekabette, hızla değişen şartlar karşısında kaliteyi koruyabilmek için sarf edilen çaba büyük bir stres ( gerginlik) yaratıyor. Uzmanlar tarafından çağın en büyük hastalığı, hastalıkların en temel sebebi sayılan gerginlik,  motivasyonu ( güdüyü) önce azaltıyor sonra yok ediyor. Yapılan araştırmalar güdüyü kaybetmenin bedende bir takım sinyallerle başladığı gösteriyor: İçe kapanma, yalnız olma isteği, yazı ve resimle anlatma, kontrolsüz öfke, iştahta azalma-aşırılık, deri döküntüleri, akut ağrılar, şiddete, tacize uğramış gibi tepkiler verme.

Zaman içinde bu sinyaller fiziksel, duygusal ve zihinsel sonuçlar doğuruyor.

FİZİKSEL: Sık hastalanma, geçmeyen gribal belirtiler, geçmeyen ağrılar ( baş, bel, ,boğaz, diş, kas, eklem ) mide ve bağırsakta, cinsel yaşamda sorunlar

DUYGUSAL: Azalmış öz saygı, hayal kırıklığı, güvensiz desteksiz gibi hissetme, ümitsizlik, unutkanlık, sabırsızlık, huzursuzluk, nezaketsizlik, kızgınlık, olumsuzluk, (ev- iş)  gerilim ve tartışma yaratma eğilimi

ZİHİNSEL: Doyumsuzluk, bu nedenle de bağımlılıklar(birey, yabancı madde kullanımı alkol, bilgisayar) kendine işine, olaylara genel olarak yaşama olumsuz tutumlar, hafıza sorunları, dikkat dağınıklığı odaklanamama gibi

Motivasyon ( Güdüleme ) coşku yaratır. Coşku tüm doğaya verilmiş bir güç, insan için keşfi gereken gizli yeteneklerden biridir. Coşku, aynı zamanda olumlu düşünmeyi destekleyen bir eylemdir. İç ve dış halin bir olması, maskelerden uzak, samimi olma hali daha az enerji harcama daha hafif hissetme demektir ki birçok uzman mutluluğu böyle tanımlamakta.

Kendini motive eden kişi gelişmeye açtır. Gelişmenin değişme olduğunu ve değişmenin de bilinenden bilinmeyene atlayarak riskler içerdiğini kabul eder. Başa çıkabileceği bilinci gelişimi, motiveyi sağlar, daha güçlü hissettirir.

Peki Nasıl?

Bazı düzenlemeler yaparak.

  • Hedef belirlemek, önümüzdeki beş yıl neler istersiniz hayatınızda?
  • Zaman düzenlemek, dinlenme zamanını artırır. Kendinize, işe, yakınlara ayırdığınız zamanı kaliteli kılar. Öncelikler belirlenir, yetişememenin yarattığı suçluluk hissini kaldırır. Günlük planda; Uyku, iş, aktivite bulunmalıdır.
  • Ortamı düzenlemek, işde ve evde hayatı kolaylaştıracak yer açacak yenilikler ne olurdu?
    Kâğıt, eşya ve giyim düzenini sadeleştir, dönüştür, hediye verilebilir.
  • İlişkileri düzenlemek, yeni stratejiler-takım çalışması eşit dağılım, zor işlerin dönüşüm ve planlanması size alan açabilir.
  • Beslenmeyi düzenlemek, hava- su – sıvı ( alkol- asit )alımına dikkat, mineral- vitamin besinleri, vitamin alma saatleri ve miktarı, mevsiminde ürün tüketme dondurulmuş hazır gıdalardan uzak durmak bedeninizi canlandırır.
  • Tutumları düzenlemek, Tüm nezaketiniz ile doğal, dürüst, direkt  “ hayır” demek !!! Kendini ifade eden, kensine değer katan, zenginleştiren, başkalarına duyarlı bir tutuma herkes saygı gösterir, siz de!

Ara verebilmek, sosyal hayatı canlandırmak, dengede olmak için eyleme geçmek,

Herkese karşı önce kendinize, esnek olmayı denemek güdüyü oluşturur.

Herhangi bir yerden başlamak zorundasınız. “Şimdi” den ve “burada” dan  daha iyi bir

zaman ve yer yoktur.

Sizi uyutmayacak, heyecan ile yataktan fırlatacak o şeyi bulun. Anlatırken, yaparken saate

bakmadığınız, zaman içinde kaybolduğunuz şey, sizin yeteneğinizdir. Cömertçe

paylaştığınız, yaparken nefes aldığınız şey sizi güdüleyen (motive eden) yeteneğinizdir.

Çok gerilerde yada şimdilerde bir yerde…

İyi keşifler.

Share this