• YASAL UYARILAR
  • +90 532 651 42 63
21 Mar

Motivasyon (Güdüleme)

“Dünya üzerinde en güçlü silah ateşlenmiş insan ruhudur.”
Marshall Fock

Motivasyon yaşamda içten zevk almamızı sağlayan en büyük güç. İnsanı harekete geçiren, olabileceğinin en iyisi olmasını sağlayan bir durum. Mutlu, başarılı ve sevgi dolu olmak için hayati önem taşıyan bu güdü,  dış şartlar nedeni ile bozulabiliyor. Kendi kendinizi motive etmeniz ve bunu sürdürebilmeniz, tüm dünyanın son yıllarda en çok önemsediği konuların başında geliyor. Bu nedenle profösyanel yaşam bu konu ile ilgilenen yeni bir dal yarattı:Kişisel Gelişim Bu amaçla şirketler, çalışanlarının, yöneticilerinin hatta onların ailelerinin motivesini (güdüsünü) artırmak, amaçlarını işbirliği içinde, en üst düzeyde bir etkililikle gerçekleştirmek, bir araya gelen insanları tanımlamak ve grup dinamiklerini birleştirmek için tasarlanan eğitimlere yatırım yapıyor. Personelin rekabet üstü olabilmesi, müşteri beklentisinin üstünde davranışlar sergileyebilmesi, ancak kendini güdülenmiş bir çalışma psikolojisi içine sokması ile gerçekleşiyor. Yöneticilerin verimi arttıran ve etkileşimi sağlayacak teknikleri iyi bilmelerinin yanında, iyi kullanabilmeleri 21. yüzyılda karmaşıklaşan rekabet koşullarında bir adım önde olmayı sağlıyor.

Artan global rekabette, hızla değişen şartlar karşısında kaliteyi koruyabilmek için sarf edilen çaba büyük bir stres ( gerginlik) yaratıyor. Uzmanlar tarafından çağın en büyük hastalığı, hastalıkların en temel sebebi sayılan gerginlik,  motivasyonu ( güdüyü) önce azaltıyor sonra yok ediyor. Yapılan araştırmalar güdüyü kaybetmenin bedende bir takım sinyallerle başladığı gösteriyor: İçe kapanma, yalnız olma isteği, yazı ve resimle anlatma, kontrolsüz öfke, iştahta azalma-aşırılık, deri döküntüleri, akut ağrılar, şiddete, tacize uğramış gibi tepkiler verme.

Zaman içinde bu sinyaller fiziksel, duygusal ve zihinsel sonuçlar doğuruyor.

FİZİKSEL: Sık hastalanma, geçmeyen gribal belirtiler, geçmeyen ağrılar ( baş, bel, ,boğaz, diş, kas, eklem ) mide ve bağırsakta, cinsel yaşamda sorunlar

DUYGUSAL: Azalmış öz saygı, hayal kırıklığı, güvensiz desteksiz gibi hissetme, ümitsizlik, unutkanlık, sabırsızlık, huzursuzluk, nezaketsizlik, kızgınlık, olumsuzluk, (ev- iş)  gerilim ve tartışma yaratma eğilimi

ZİHİNSEL: Doyumsuzluk, bu nedenle de bağımlılıklar(birey, yabancı madde kullanımı alkol, bilgisayar) kendine işine, olaylara genel olarak yaşama olumsuz tutumlar, hafıza sorunları, dikkat dağınıklığı odaklanamama gibi

Motivasyon ( Güdüleme ) coşku yaratır. Coşku tüm doğaya verilmiş bir güç, insan için keşfi gereken gizli yeteneklerden biridir. Coşku, aynı zamanda olumlu düşünmeyi destekleyen bir eylemdir. İç ve dış halin bir olması, maskelerden uzak, samimi olma hali daha az enerji harcama daha hafif hissetme demektir ki birçok uzman mutluluğu böyle tanımlamakta.

Kendini motive eden kişi gelişmeye açtır. Gelişmenin değişme olduğunu ve değişmenin de bilinenden bilinmeyene atlayarak riskler içerdiğini kabul eder. Başa çıkabileceği bilinci gelişimi, motiveyi sağlar, daha güçlü hissettirir.

Peki Nasıl?

Bazı düzenlemeler yaparak.

  • Hedef belirlemek, önümüzdeki beş yıl neler istersiniz hayatınızda?
  • Zaman düzenlemek, dinlenme zamanını artırır. Kendinize, işe, yakınlara ayırdığınız zamanı kaliteli kılar. Öncelikler belirlenir, yetişememenin yarattığı suçluluk hissini kaldırır. Günlük planda; Uyku, iş, aktivite bulunmalıdır.
  • Ortamı düzenlemek, işde ve evde hayatı kolaylaştıracak yer açacak yenilikler ne olurdu?
    Kâğıt, eşya ve giyim düzenini sadeleştir, dönüştür, hediye verilebilir.
  • İlişkileri düzenlemek, yeni stratejiler-takım çalışması eşit dağılım, zor işlerin dönüşüm ve planlanması size alan açabilir.
  • Beslenmeyi düzenlemek, hava- su – sıvı ( alkol- asit )alımına dikkat, mineral- vitamin besinleri, vitamin alma saatleri ve miktarı, mevsiminde ürün tüketme dondurulmuş hazır gıdalardan uzak durmak bedeninizi canlandırır.
  • Tutumları düzenlemek, Tüm nezaketiniz ile doğal, dürüst, direkt  “ hayır” demek !!! Kendini ifade eden, kensine değer katan, zenginleştiren, başkalarına duyarlı bir tutuma herkes saygı gösterir, siz de!

Ara verebilmek, sosyal hayatı canlandırmak, dengede olmak için eyleme geçmek,

Herkese karşı önce kendinize, esnek olmayı denemek güdüyü oluşturur.

Herhangi bir yerden başlamak zorundasınız. “Şimdi” den ve “burada” dan  daha iyi bir

zaman ve yer yoktur.

Sizi uyutmayacak, heyecan ile yataktan fırlatacak o şeyi bulun. Anlatırken, yaparken saate

bakmadığınız, zaman içinde kaybolduğunuz şey, sizin yeteneğinizdir. Cömertçe

paylaştığınız, yaparken nefes aldığınız şey sizi güdüleyen (motive eden) yeteneğinizdir.

Çok gerilerde yada şimdilerde bir yerde…

İyi keşifler.

Share this
21 Mar
06 Haz

Kızılderili Hocalarım Sayesinde İnsanın Sınırsızlığını Keşfettim

(Hürriyet – 2010)

Saadet Şen Öner, kişisel gelişim uzmanı ve yaşam koçu. Hekimler, diyetisyenler, sanatçılar, siyasetçiler, sporcularla çalışıyor. Aynı zamanda Isparta Valisi Ali Haydar Öner’in geçtiğimiz Ocak ayında hayatını birleştirdiği eşi.

Televizyon geçmişi de var. TRT’de ve özel kanallarda program yapmış, ana haber bültenlerini sunmuş. Ancak insan bedeni ve yapabileceklerini gördükten ve insanın sınırsızlığını tanıdıktan sonra ekranı bırakmış. Eşiyle Isparta’da yaşıyor, ayın birkaç günü İstanbul’a geliyor, danışanlarıyla buluşuyor.

Kendinizi biraz tanıtır mısınız?
– Bundan 15 yıl kadar önce ekrandaydım. TRT’de sunuculukla başlayan yayın hayatıma İstanbul’da özel kanallarda anahaber spikerliği yaparken son verdim. Ekran çok hoş, heyecan verici. Fakat insan bedeninin yapabileceklerini gördükten, insanın sınırsızlığını tanıdıktan sonra canlı yayından çok daha fazla heyecan duyduğum bir işe başladım.
Nasıl farkına vardınız bu dediklerinizin; insan bedeninin yapabileceklerinin ya da insanın sınırsızlığının?
– Her şeyden önce yaşayarak… Biz sunucu yetiştiriyorduk. Daha iyi bir eğitmen olabilmek için insanı tanımam gerektiğini düşündüm. Ve eğitim teknolojileri, eğitimcinin eğitimi konusunda kendim de eğitim aldım. Benim şansım çok iyi eğitmenlerimin olması. Kızılderili hocalarım da oldu, Avustralyalı hocalarım da.
Ne kadar süredir eğitim alıyorsunuz?
– Son 18 yıldır diyebilirim. 21 gün sınava tabi olduğunuz birtakım eğitimlerden bile geçtik. Sertifikalar aldık. Bunların hepsi basamak basamak oldu.
Size danışanlara nasıl yardım ediyorsunuz?
– Biz kurumsal, ailesel ve bireysel koçluklar yapıyoruz. Bu koçlukları yaparken işimiz danışmanlıktan farklı. Koç, size kendinizi keşfetmeniz için yol arkadaşlığı yapar. Belki bir hedefiniz bile yoktur. Koçluğun farkı şudur; size soru sorar ve sizin doğrunuzla sizi buluşturur. Biz insanlara ne yapmaları gerektiğini söylemeyiz.
İnsanlar size ne tür sorunlarla geliyorlar?
– Çoğunlukla ne yapacağımı bilmiyorum ama ne yapmak istemediğimi biliyorum diyor insanlar. Ya da çok başarılılar ama sürdürülebilir bir başarıyı nasıl sağlarım diye geliyorlar. Birçok işadamının, siyasetçinin, sporcunun koçu var. Onlar aslında zaten başarılı. Ama dünya hızla neyi keşfedebileceğini keşfetmeye çalışıyor. Dolayısıyla zaman kayıplarını önleyebilmek, yanlış anlaşmaları, maddi manevi kayıpları önleyebilmek ve vay canına dedirtecek işler yapabilmek için insanlar kendi araştırmalarını koçlar yardımıyla yapıyor.
“Ne yapacağımı bilmiyorum ama ne yapmak istemediğimi biliyorum” diyerek gelenler, ne yapmak istediklerini keşfederek mi dönüyorlar?
– Evet, mesela hedefleri yoksa hedef bulmak için onların özelliklerini birlikte araştırıyoruz. Bugün gelip de beni işten çıkardılar dediklerinde ben diyorum ki, “Bu harika. Sen gerçekten o işin adamı olsaydın kimse seni gözden çıkaramazdı. Belki sen senin yeteneğini henüz bilmiyorsun ki istedikleri verimliliği gösteremedin”. Benim işimin bazı uzmanları şöyle diyor: Biz anne rahmine düştüğümüz andan itibaren 9 ay boyunca annenin kimyası değişiyor. Kalabiliyorsak 9 ay anne rahminde, beynimize bir format atılıyor. Bu gezegendeki görevimizle ilgili. Eğer siz o görevinizle ilgili bir okulda okuyor ya da görevinizle ilgili bir işte çalışıyorsanız, “Aman Tanrım, ne kadar şahane yapıyorsun” diyor herkes yaptığınız işe. Dolayısıyla saatinize bakmadan yaptığınız şey sizin yeteneğinizdir. Aklınızda, içinizde, bedeninizde saklıdır yeteneğiniz.
Çalışmalarınızda kuantum fiziğinden faydalanıyor musunuz?
– Evet. Ama bunun için öncelikle beynin çalışma prensiplerini bilmemiz gerekir. Örneğin beynimiz gerçekle hayali ayırd edemez. Varmış gibi yapar. Muazzam bir bilinçaltına sahibiz. Aklınızla, dudaklarınızla, kalbinizle aynı şeyi söylediğinizde, bilinçaltı “evet sahip der” ve o odaklandığınız her neyse sizi ona, onu da size yaklaştırma gücüne sahip. Nasıl oluyor böyle bir şey? Bilimsel araştırmalar beynimizin de elektrik ürettiğini ve bunun ölçülebilir olduğunu kanıtladı. Bunu anlatabilmek için insanı başka boyutlarda da tanımak lazım. Örneğin bugün dünya birçok zekadan bahsediyor insan için. Dört zeka çok önemli. Bunlar zihninizin, duygularınızın, bedeninizin zekası ve ruhsal zeka.

KULLANDIĞINIZ KELİMELERE VÜCUDUNUZ TEPKİ VERİYOR

Bedenin zekası nasıl çalışıyor?
– Eliniz kesildiğinde ya da yandığında kesik noktayı ağzınıza götürürsünüz. Bu otomatiktir. Neden? Çünkü tükürüğünüzde antiseptik var. Çok gergin olduğunuzda etle tırnağınızın arasını diğer tırnağınızla ya da dişlerinizle sıkıştırıyorsunuz. Bu yöntem bugün EFT diye bilinen duygusal özgürleştirme tekniklerinde de kullanılır. EFT’teyi uygularken vücudun bazı noktalarına hafif hafif vurarak çalışırsınız. Ya da cenazelerde görürsünüz, insanlar göğüslerinin ortasına vururlar. Çünkü oradaki “iman tahtası” dediğimiz kemiğe vurduğunuzda bütün bedenin enerjisi dengeye girer. Aslında bütün bu bilgileri bedenimiz biliyor. Ama zihni bir kapı gibi düşünün. Eğer kapı sıkıştıysa orayı açıp bahçelere, sokaklara çıkamazsınız. Diğer zekalarımız çok büyük ama zihnimiz sıkışıp kalınca dalgaboylarının arasında biz diğer farkındalıklarımıza ulaşamıyoruz.
Zihnimiz sadece beynimiz elektronik aletlerin dalgaboylarından etkilendiği için mi sıkışıyor yani?
– Hayır, biz bir matematik formülü gibiyiz. Yediğimiz, içtiğimiz, gördüğümüz her şey bedenimizi etkiliyor. Bunu ispat ettiler. Örneğin Japon bilim adamı Doktor Masaru Emoto, bir dizi kimyagerle çeşitli araştırmalar yaptı. Suyun Mesajı ve Suyun Mucizesi diye iki kitabı da Türkçe’ye çevrildi. Yaptıkları deneylerden biri şuydu. İçi dolu bir su kabının üzerine sevgi sözcükleri, bir diğerine öfkeli, olumsuz sözler yazdılar. Bu sular dondurulduğunda üzerinde sevgi sözcükleri yazılanın kar kristali gibi çok hoş bir şekilde olduğu, öfke yazılanın ise şekilsiz, dağınık bir görünümde olduğu ortaya çıktı. Dolayısıyla aklımızdan, kalbimizden, dudağımızdan geçen kelimelere vücudumuz tepki veriyor. Bizim de bedenimizin yüzde 70’i su. Bazı uzmanlara göre ise beynimizin yüzde 90’ı su. Dolayısıyla sürekli olumsuzlukları konuşmak yerine onların çözümlerini konuşmalısınız.
Kimlerle çalışıyorsunuz?
– Hekimler, diyetisyenler, sanatçılar, siyasetçiler, sporcular, iş adamları, iş kadınları vs.
Sahip olduğunuz bilgileri kendi özel hayatınızda da kullanıyor musunuz?
– Evet zaten öğrendiğim bilgileri paylaşmak için ekranı bıraktım. Bir insanın olabileceğinin en iyisi olması çok önemli. Daha sakin, daha esnek, daha huzurlu oldum. Kendi bedenimin mesajlarını almaya çalışıyorum. Bu yüzden çok uzun zamandır grip bile olmuyorum. Zamanında benim de ciddi rahatsızlıklarım oldu. Ama bunlar hediye paketi gibiydi. Çünkü almam gereken mesajları aldım, değiştirmem gereken şeyleri değiştirdim.

17 KEZ GÖĞÜS AMELİYATI OLAN KADIN İYİLEŞMEK İSTEMİYORDU

Size danışanlar arasında sizin verdiğiniz direktiflerle hayatı değişinler oluyor mu?
– O kadar çok ki… İnsanlar gerçekten neler başarabileceklerini ve başarmanın korkutucu bir şey olmadığını fark ettiklerinde hayatlarını değiştirebilirler. Örneğin Ankara’da bir hanımla çalıştık. 17 kez göğüs ameliyatı olmuş. Bir türlü iyileşemiyordu. Onunla çalıştığımızda aslında sağlık için hazır olmadığını, korkularının su yüzüne çıktığını fark ettik. Onun aklından, kalbinden geçenle dudaklarının söylediğini bir sisteme oturttuk. Ancak o zaman iyileşebildi. Eğer bedeniniz rahatsızlanıyorsa size bir mesaj vermeye çalışıyordur. Mesela canınızı sıkan bir şey düşündüğünüzde vücudunuz sizi bu düşünceden kurtarmak için bir ağrı yaratabilir. Bizim yaptığımız hastanın iyileşmeye ne kadar istekli olup olmadığıyla ilgili. Doktorlarla birlikte çalıştığımız da oluyor. Onlara katkıda bulunuyoruz.

MUTSUZ, SAĞLIKSIZ, BAŞARISIZ OLMAK İSTEMİYORUM

Zihin gerçekle hayali ayırd edemiyor. Siz olumsuz düşündüğünüzde vücudunuz gerçekmiş gibi tepki veriyor ve size acı çektiriyor. Yaşam koçu olarak bir insana “hayattan ne istiyorsunuz” diye sorduğumuzda “mutsuz, başarısız, sağlıksız olmak istemiyorum” diyor. Bir olumsuzluktan uzak durmaya çalışırken, objektifiniz, odağınız hep olumsuzlukta oluyor. Ve onun getirdiği duyguda. Yani 5 duygumuzla o olumsuzluğun içine girdiğimizde ürettiğimiz elektrik bir çekim gücü yaratıyor. Halbuki ne istiyorsanız, ona odaklanmalısınız. Olmamasını istediğiniz bir şeyde yoğunlaştığınız zaman, 5 duyunuzla olmamasını istediğiniz şey olmuş gibi davranırsanız korktuğunuzu başınıza getirirsiniz. Çünkü zihnin algılama prensibi bu. Benim görevim bu bilgiyi hatırlatmak.

Share this